Behçet Çelik

Şehir, edebiyat yapıtlarında sadece anlatıcının/kahramanın yaşadığı yer, olayların geçtiği mekân olarak değerlendirilebilecek bir olgu değil. Hatta bazı edebiyat yapıtlarında şehir kahramanın bile önüne geçer, neredeyse yapıtın başkahramanı olur. Kimi zaman da kahramanın arzu nesnesi halini alır – terk edilmiş, ama sürekli özlenen, bir daha ulaşılamayacak olduğu gayet iyi bilinen sevgili mertebesindedir.

Bu söylediklerim başka mekânlar için de geçerli. Köy ya da kasaba da kimi yazarların yapıtlarının odağındaki sorunsal olarak dikkat çeker. Bu yüzden gerek şehri, gerekse köy ya da kasabayı, dışsal bir olgu olarak almak doğru olmaz. Devamı… »

 

Turgay Fişekçi

Deneyenler bilir, şiir yazmak zor iştir. Mutlak bir yalnızlık ve yoğunlaşma ister. Çoğu şairin bu nedenle aile bireyleriyle, işyeri çevreleriyle nasıl çekişmeler yaşadıkları anlatılagelir. İstediği çalışma ortamını bulamayan şairlerin nasıl bir huzursuzluk içine girdikleri de bilinir.

Şiir yazan biri olmamdan belki, şairlerin hayatlarına yakından ilgi duyarım. Nasıl yazdıklarından nerede çalıştıklarına, sevdikleri yemeklerden oturdukları evlere dek hayatlarının her alanını kapsar bu ilgi.

Bütün genellemeler gibi, içindeki yanılma paylarını bir yana bırakıp, şairlerin birlikte yaşanması zor insanlar oldukları söylenebilir. Devamı… »

 

Semih Gümüş

Adeta okurken yazdığımıza göre, nasıl okuduğumuz nasıl yazdığımızı da gösterir. Doğru bir okuma biçimi, yazarın ömrü boyunca elinden bırakmadığı etkinliği. Roman ya da öykü, bu arada yeni biçimler alarak kendini yeniliyorsa, bütün yazınsal öğelerinin de ona koşut bir değişim yaşaması gerekir elbette. Yazdıkları üstüne düşündükleri, yaşayan edebiyatın tartıştığı sorunlar arasında yer tutan romancılara, düşünceli romancı diyor Orhan Pamuk. Bizim edebiyatımızda düşünceli romancıların pek az olduğunu, oysa yazılanlar üstüne pek düşünüp yazmayan saf romancıların çoğunluğu oluşturduğunu belirtiyor ki, elbette böyle bir geçmişti yaşadığımız. Yaratıcı yazarların kendi verimleri arasında yalnızca öykülerin ya da romanların bulunduğu, bu arada düşünce üretimiyle ilişkilerinin adamakıllı zayıf olduğu bir edebiyat dünyamız oldu. Devamı… »

 

Beşir Ayvazoğlu

Lise yıllarında elime nasılsa İktisat Sosyolojisi Bakımından Sosyalizm (1965) adında bir kitap geçmişti. Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu’nun o yıllarda pek de anlamadan okuduğum bu kalın kitabının dipnotlarından birinde, Nâzım Hikmet’in Mehmed Âkif ve İstiklâl Marşı’ndan söz ettiği şu mısraları zikrediliyordu:

Saat beşe on var
Kırk dakika sonra şafak sökecek
“Korkma sönmez bu şafaklarda yüzel al sancak”
Bilmem ki nasıl anlatsam,
Âkif, inanmış adam,
büyük şair!  Devamı… »

 

Çizgi kitaplar çok geniş bir yelpazeyi kaplayan alanlarda yayınlanıyor ve geniş bir ‘okur’ kitlesine hitap edebiliyor. En yaygın bilinenleri kurgulanmış fantastik kahramanlar hakkında yayınlananlar olmakla birlikte günümüzde hemen her alanda çizgi kitaplara rastlayabiliyoruz. Edebî eserlerin çizgiye dökülmüş versiyonlarının yanı sıra, masal kitapları, çocuk klasikleri, erotik kitaplar, hatta İnsanlık Tarihi Ansiklopedisi gibi çok geniş kapsamlı olanları da var. Devamı… »

 

Daha ilk cümlesiyle yoksulluğun anlatılacağını duyuran bir roman Fil: “Bir ev dolusu insandık, ama içimizde çalışıp aldığı haftalığı eve getiren tek kişi kardeşim Euclide’di.” Bir ev dolusu insan, kalabalık bir İtalyan ailesi, yoksulluk, açlık…

Evde sözü geçen, anlatıcının annesidir, ama evin en büyüğü o değildir, büyükbabadır -annenin babası. Kocaman, dev gibi bir adamdır büyükbaba. Anne ondan söz ederken “Fil gibi” demektedir. Zamanında ülkenin en önemli inşaatlarında, kol gücü gerektiren en ağır işlerde çalışmış, o zamanki gücü kuvveti efsane gibi anlatılan biridir büyükbaba. Şimdiyse yaşlandığı için neredeyse hiç kımıldamadan geçirmektedir gününü. Devamı… »

© 2011 Altüst Dergisi Suffusion theme by Sayontan Sinha