Doğan Tarkan 

Devrimci bir muhalefetin dayanacağı temelleri tartışabilmek için önce AKP’nin nasıl bir siyasî örgütlenme olduğunu tartışmak gerekir. Bu parti kimilerince faşist, kimilerince şeriatçı, kimilerince ikisinin karışımı olarak İslamcı faşist olarak nitelenmektedir. Bunlar anlamsız iddialardır. Bu tespitlere dayanarak yapılan muhalefet hareketleri hükümeti zayıflatacağına güçlendirmektedir.

AKP, 28 Şubat’ın arkasından İslamcı partiden kopan kadroların ANAP ve kısmen de DYP’nin çöküşünden kopan kadrolarla birleşmesinden oluştu. Muhafazakâr olduğu açık. Kadrolarının ağırlıklı olarak dindar kişilerden oluştuğu da açık. Ancak AKP ne şeriatçı bir parti olarak nitelenebilir, ne de faşist. AKP, ANAP’tan sonra yeni liberalizmi en iyi uygulayan siyasî partidir. En belirgin özelliği budur. Bu nedenle kimi zaman kimi noktalarda bazı kesimleri ile çatışmasına rağmen egemen sınıfın en geniş kesimlerinin desteğine sahiptir ve gücü esas olarak buradan gelmektedir.  Devamını okuyun »

 

Berk Efe Altınal

Bir seneden fazla oldu, bir ilköğretim okulu öğrencisinin başörtüsü ile okula girmek istemesi üzerine basında bir yığın yazı çıktı. Belki artık hatırlamıyorsunuz bile, gündeme hızla girdi ve gündemden hızla çıktı. İslamî duyarlılıklara sahip gazeteler dahi olayı provokasyon olarak değerlendirdi. Cumhuriyetçi kesim ise, bunun şeriat yönünde taleplerini gittikçe arttıranların çabaları olarak değerlendirdi. Dolayısıyla bir kez daha tartışılabilecek olan konuların en azı tartışıldı.

Oysa bu olay, belli bir zamanlamayla yapılan bir provokasyon değildi. Haksözhaber gibi haber sitelerini takip ediyorsanız, bu konuda taleplerin ve mağduriyetlerin muhafazakâr kesim için oldukça güncel bir mevzu olduğunu bilirsiniz. Bu talebi ana akım medya belli bir zamanda belli amaçlarla seslendirmiş olabilir. Ancak bu, talebin kendisinin içini boşaltmaz.  Devamını okuyun »

 

Behçet Çelik

Geçtiğimiz günlerde BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, Başbakan’a bir kitap gönderdi. İlk anda bu kitabın güncel bir kitap olduğu ve Demirtaş’ın Başbakan’ın dikkatini kitapta ele alınan konulara çekmeyi amaçladığı sanılabilir. Oysa, 1990′lar anlatılıyor kitapta. Aradan geçen 20 yıla yakın zamanda içeriğinin güncelliğini yitirmiş olması umulurdu; ne yazık ki böyle olmadı. Aksine, kitapta anlatılanların giderek daha da güncel olma riskiyle karşı karşıyayız. Demirtaş da bu riske -90′lar kâbusunun yeniden yaşanması riskine- dikkat çekmek için bu kitabı göndermiş olmalı.

Bu kitabın altbaşlığı olan “90′larda Güneydoğu’da Çocuk Olmak”taki “Güneydoğu’da” kelimesini görmediğimizde son yılların popüler nostalji kitaplarından biriyle karşı karşıya olduğumuz izlenimi doğabilir. Ne de olsa çocukluğu hatırlamanın biraz buruk, çokça tatlı bir yanı var. Yeniden o yaşlarda olamayacağımız için içimiz burulur, ama konu çocukluk yıllarımızdan açıldığında anlatacak bir dolu şey buluveririz. Karşımızdakiyle aynı şeyleri, diyelim bir sakız markasını, bir oyunu, bir televizyon dizisini hatırlıyorsak o yılları birlikte geçirmiş gibi oluruz, birbirimizin hafızasını tetiklemeye çalışırız. Devamını okuyun »

 

Nurullah Ardıç

Gilad Şalit isimli tutuklu askerin iadesi karşılığında 1027 Filistinli mahkûmun serbest bırakılmasını öngören Hamas–İsrail takas anlaşmasından sonra ilginç bir şekilde İsrail cumhurbaşkanı en ziyade Türkiye’ye teşekkür etti. Anlaşılan taraflar arasında bir ara tıkanmış olan müzakereler, İsrail’le ilişkilerin tarihin en gergin döneminde olmasına rağmen Türkiye dışişlerinin devreye girmesiyle tekrar başlamış ve anlaşma sağlanmış. AKP hükümeti bu tür arabuluculuk girişimlerini ‘medeniyet’ kavramına (da) atıfla açıklıyor: Türkiye, Ortadoğu’da ve dünya genelinde çatışma yerine barışın, işbirliğinin ve dayanışmanın hakim olması için çalışıyor, söylemiyle. Devamını okuyun »

 

Yaprak Zihnioğlu

Şiddet içermeyen muhalefet, şiddetsiz eylem, şiddetsiz toplantı, şiddetsiz örgütlenme süreçlerini ve yöntemlerini düşünmeye, tartışmaya ihtiyacımız var. Şiddetsizlik bir yaşam tarzı/felsefesini uygulama çabası. Şiddetsiz düşünüşü/edimi yaygınlaştırmamızın ilk adımı bu anlayışı/düşünce biçimini bir yaşam tarzı olarak benimsemek. Bu öneri, şiddetin yokluğu anlamına gelmiyor elbette. Şiddet her yerde var, en başta da insan doğasında içkin, ama şiddetsiz varoluş toplumsal değişim için şiddetin dışlanmasına yönelik bir ilke, bir dizi düşünce, yaşama duyulan saygı ve özgürlük isteği. Toplumsal değişimde şiddet içermeyen yöntemleri kullanabiliriz.  Bu alanda belki hiçbir zaman mükemmel olamayız ama şiddetsizliği yaşama geçirmeyi bıkmadan, yılmadan denemeyi sürdürebiliriz. Yaşam içinde/eylemlilik pratiğimizde tökezlediğimiz yerlerde, hatalarımızı farkederek, özeleştiri yaparak, özür dileyerek yanlışlarımızı düzeltebiliriz.    Devamını okuyun »

 

Banu Varka

Psikolojinin her zaman tek bir çabası vardır: Bireyi anlamak. Bireyin arzu, korku, dürtü ve düşünce kalıplarını, seçimlerini ve davranış biçimlerini araştıran psikoloji, özellikle terapi sürecinde, tüm bunların nerelerden kaynaklandığını, bağlantıları kurarak, kişinin kendisinin bulmasını sağlamakla yükümlüdür. Böylece, birey açık veya saklı tüm potansiyelini keşfedip ortaya çıkarmaya, kendini gerçekleştirmeye başlar. Bu, biten bir süreç değildir. Dış koşulların uygunluğu ölçüsünde, keşfetme ve gerçekleştirme süreci devam eder. İşte bunu başaran bir terapi, başarılı olmuştur.  Devamını okuyun »

 

F. Levent Şensever

Dünyanın her yerinde, birbirinden çok farklı kültürlerden toplumların özellikle evcilleştirilmiş hayvanlarla olan bağı, insanın hayvanlarla ilişkisinin çok derine ve eskiye dayandığının önemli bir göstergesi. Doğada başka hiçbir memeli, farklı türleri kendi yaşam alanlarına böylesine katmıyor. Evrim sürecinde nihaî amaç, kendi türünü sürdürmektir. Bir başka tür ile ilgilenmek bu amaca ulaşmayı zorlaştıracak bir faktör. Başka bir türün bakımı için harcayacağınız her türlü gıda, zaman veya enerji, kendi türünüzün devamı için o kadar az gıda ve enerji anlamına gelir.

Öyleyse bu ilişkiyi nasıl açıklayabiliriz?

Evcil hayvanlarla on binlerce yıldır sürdürdüğümüz ilişkinin arka planına dair soruların yanıtlarını insanın evrim sürecinde aramak gerekiyor. Hayvanlarla ilişki, insanın evrim sürecinde bir sonuç olduğu kadar, aynı zamanda insan neslinin şekillenmesinde de önemli bir rol oynadı. Öte yandan bu ilişkinin dünyaya yayılmamız ve doğada varlığımızın başarısı açısından da önemli bir katkısı oldu. Devamını okuyun »

 

Doğan Tarkan

Geçtiğimiz Ağustos ayında Yüksek Askerî Şura (YAŞ) toplantısı öncesinde Genelkurmay Başkanı ve üç Kuvvet Komutanı alınacak kararlarda hükümet ile anlaşamayınca çok küçük çaplı bir kriz yaratarak istifa etti. YAŞ toplantısında Başbakan masanın başında tek başına oturuyordu. Eskiden masanın başında başbakan ve genelkurmay başkanı birlikte otururdu. Bu yeni görüntü basının önemli bir kısmı tarafından askerî vesayetin sona ermesinin kanıtı olarak gösterildi. Keşke askerî vesayetin bitmesi bu denli kolay olsaydı.

Türkiye’de askerî vesayet Cumhuriyet’in kuruluşundan beri var. Demokrat Parti’nin 1950’de iktidara gelmesi askerî bürokrasiyi ve askerî vesayeti savunan derin devleti şaşırttı. Böyle bir gelişme beklemiyorlardı. O güne dek iktidarlarını sorunsuz bir biçimde CHP’nin tek parti diktatörlüğü aracılığıyla sürdürüyorlardı. Tek parti diktatörlüğünde devlet kurumları, ordu, meclis, cumhurbaşkanlığı, adalet, eğitim vs hep iç içe geçmişti.  Devamını okuyun »

 

Roni Margulies

PKK bu yaz saldırılarını yoğunlaştırdı. Her iki taraftan çok sayıda ölü verildi.

Savaşın sertleşmesiyle birlikte, Kürt illerinde değil, ama Batı’da hükümet önemli bir propaganda zaferi kazandı. Niye savaş yaşandığı sorusuna Başbakan’ın ve resmî ve gayrıresmî sözcülerinin verdiği cevap kamuoyunda neredeyse eksiksiz bir kabul gördü.

Sorunun cevabı tartışılmıyor bile artık.

Kabul gören cevap, ana hatlarıyla, şu:

Seçimlerden sonra barış olacaktı, hükümet buna hazırdı, fakat PKK barışı baltaladı. PKK şiddete başvurmadan duramıyor. Zaman müzakere zamanı değil, terörün belini kırma zamanı. Bunların dertleri belli, terörden vazgeçmezler, hükümet her şeye tamam dese bile bir mazeret uydurup devam ederler. Teröristle müzakere yapılmaz. Barış, barış isteyenle yapılır, PKK ise barış istemiyor. Önce savaşmak, PKK’yi imha etmek gerek, barış sonra gelir. Devamını okuyun »

 

Ferhat Kentel

Deprem bu sefer Türkiye’yi doğudan, Van’dan vurdu. Depremin vurduğu darbeye sermaye, müteahhit, belediye, devlet, siyaset, fen işleri, kontrol, rüşvet, kâr ve “çağdaş Türkiye kapitalizminin” bilumum aktör ve ürününün marifetiyle yeni bir darbe eklendi. Doğal ve yerel kültürel özellikleri asla tanımamaya yemin etmiş “millî kalkınma” hamlelerine eşlik eden, her şeyi aynılaştıran betonun ve milliyetçiliğin işbirliğiyle ortaya çıkan yapılar gene kumdan kaleler gibi yerle bir oldu.

Sonra deprem gene vurdu. Arkasından, “her şey kontrol altında” görüntüsü vermeyi her şeyden daha mutlak görerek, devletin gücünü göstermek peşinde olanların basiretsizliği ikinci deprem darbesine yeni bir darbe daha ekledi. Devamını okuyun »

© 2011 Altüst Dergisi Suffusion theme by Sayontan Sinha