Ohannes Kılıçdağı

Türkiye Ermeni toplumu bir anekdotlar topluluğudur. Ermeni kimliğinden dolayı birçoğunun başından gündelik hayatta yarı komik yarı trajik olaylar geçmiştir. Neredeyse her Türkiyeli Ermeni’nin, hiç değilse ismiyle ilgili olarak anlatacak en az bir anekdotdu vardır. Kendi adıma bunu size hemen ispat edebilirim.

Epey bir zaman önce birkaç arkadaşla birlikte şimdi ne fuarı olduğunu hatırlamadığım bir fuara gitmiştik. İçeriye giriş kuyruğunda fark ettim ki kapıda, her nedense, ziyaretçilerin ad ve soyadlarını kayda geçiriyorlardı. Hemen kafamda tartmaya başladım, iki seçeneğim vardı: ya Türkiyeli Ermenilerin çoğu zaman yaptığı gibi bir ‘Türk’ adı uyduracak ve kapıdan ‘kazasız belasız’ geçecektim ya da gerçek ismimi söyleyip küçük çaplı bir krize neden olacaktım; zira ismimi tek seferde anlayıp yazabilen bir Türk’e henüz rastlamamıştım. Devamı… »

 

Yukarıdaki harita/grafik Talat Paşa’nın ünlü ‘Kara Kaplı Defteri’nde verilen rakamların tarihçi Ara Sarafian tarafından haritalaştırılmış şeklidir. Devamı… »

 

Cengiz Alğan

Nefret söyleminin uzun ve ayrıntılı tanımları var, ama çok özetle söylersek: Ortak özellikler taşıyan bir grubun üyelerine karşı salt bu özelliklerine duyulan önyargılardan hareketle işlenen suçlara nefret suçları deniyor. Birine Ermeni olduğu için, eşcinsel, engelli, Kürt, Yahudi, sosyalist, başörtülü olduğu için zarar verirsen, bu bir nefret suçudur. Bu suçlara götüren en önemli unsur da nefret söylemidir. Nefret söylemi var olan önyargıları besler, kaşır; çeşitli grupları ve bunların üyelerini etiketler, damgalar, aşağılar, hedef gösterir. Sonucunda suç oluşur.

Nefret söyleminin rolünü görebilmek için, bariz bir nefret suçu olan Hrant Dink cinayetine giden yoldaki söylemi adım adım birlikte izleyelim.  Devamı… »

 

Karin Karakaşlı 

İnsan tarihî eşiklerden geçtiği bilgiyle yaşamaz. Kendi biricik hayatını yaşarken, ait olduğu zamana mesafelenmek kolay iş değil. Ama işte fark etsek de etmesek de her gün bir ölüm kalım mücadelesi ile başlıyor. Biz bir yandan ömrümüze bahşedileni yaparken, o büyük toplumsal dönüşümün de öznesi, nesnesi ve bitmek bilmez şahidi oluyoruz.

Daha yeni girdik yeni bir yıla. Takvim değişiklikleri bahane aslında. İhtiyacımız olan bir parça hayat umudu. Yeni bir yılın arifesinde bombalanan, katledilen işte o umudun ta kendisi oldu. Devamı… »

 

Atilla Dirim

Geçtiğimiz yıl İstanbul’da Taksim Meydanı’nda toplanan bir grup insan gözlerinde hüzün ve ellerinde karanfillerle sessizce matem tuttu. 1915 yılının Nisan ayının 24’ünde başlayan Büyük Felaket’in kurbanlarının ardından gözyaşı döktüler. Kaybettikleri dedelerini, ninelerini, komşularını, dostlarını, arkadaşlarını, bir mezara bile sahip olmayan kardeşlerini andılar.

Taksim’de sessizce gözyaşı döken insanların biraraya gelmesine neden olan o olay, o “Büyük Felaket” neydi, neden yaşanmıştı, ortaya çıkmasına neden olan koşullar nelerdi? Bir daha yaşanmaması için, bir daha tekrarlanmaması için, bir daha gözyaşı dökmek zorunda kalmamak için, bir kez daha hatırlayalım. Devamı… »

 

“Ermeni Soykırımı’nı ilk olarak annemden duydum. Annem “İçinde biz ağlıyoruz, dışarıda ise Ermeniler ağlıyor” diye söylüyordu. Annem bir eşraf kızıydı Niksar’da. 1915 Mayıs ayında babası Rusya’ya yapılan savaştan kaçan mültecilere yardım götürürken salgın halinde olan bir hastalığa yakalanıyor. O sıralarda ölüm döşeğinde. Ama aynı günlerde Ermeniler de dışarıda ağlıyor. Onları da toplamışlar tehcire çıkarıyorlar. Zaten tehcire çıkardıktan hemen sonra Kelkit havzasında bir bataklıkta toplu olarak katlettiler o Ermenileri. Annemin o lafı etmesinin sebebi işte bu olaydı.” Devamı… »

 

Saygı İçin

24 Nisan 1915’te gözaltına alınarak kaybedilen 200’e yakın Ermeni gazeteci, yazar, sanatçı ve aydına saygı için…

1915 soykırımı kurbanlarını anmak, Ermeni, Süryani, Êzidî ve diğer tüm soykırım mağdurlarının duydukları acıları paylaşmak için…

Bugüne kadar Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin hiç birine soykırımı kabul ettiremediğimizden dolayı duyduğumuz utancı ifade etmek için…

Üzerinde yaşadığımız topraklarda ve dünyanın hiçbir yerinde, ulusal kimlikleri ve dinî inançları nedeniyle, hiçbir halkın toplu cinayetlere, soykırımlara maruz kalmaması için… Devamı… »

 

Selim Deringil

İnsanın hayatında öyle olaylar, öyle anlar vardır ki, kişi “İyi ki yapmışım, bugün olsa gene yaparım” der. Bütün hayatım boyunca benim için kıvanç vesilesi olacak nadir olaylardan biri, “İmparatorluğun Çöküş Döneminde Osmanlı Ermenileri: Bilimsel Sorumluluk ve Demokrasi Sorunları” başlıklı konferansın Hazırlık Komitesi içinde yer almamdır.

Bu meseleyle ilişkimin bilimsel başlayıp duygusal bir hale geldiğini açıkça ifade edeyim. Bu nedenle, bu yazı bir bilimsel önsöz mahiyetinde değildir. Her bildiriye tek tek değinen, sentezini yapan, bir yerde tüm konferansın sentezini çıkaran bir yazı değildir. Devamı… »

© 2011 Altüst Dergisi Suffusion theme by Sayontan Sinha