12 Eylül’ün 30. yıldönümünde yapılan anayasa değişikliği referandumuna katılanların yüzde 58′nin oylarıyla:

1) 1982 Anayasası’nın geçici 15. maddesi kaldırıldı, böylece 12 Eylül darbesini gerçekleştirenlerin hukukî dokunulmazlığı son buldu;

2) Askerlerin askerî mahkemede yargılanıp aklanmasına son veren değişiklikle darbecilerin sivil mahkemelerde yargılanması mümkün hale geldi;

3) Suç işleyen Genelkurmay başkanlarının, tıpkı seçilmiş bakanlar, başbakanlar ve sivil devlet görevlileri gibi Yüce Divan’da yargılanması yasalaştı.

Evet, oylanan 26 maddelik anayasa değişikliği paketi yetersizdi. “Yetmez ama Evet” kampanyasının iddiası, paketin yetersiz ama olumlu olduğu, bir kapı açtığı idi.

On dört ay sonra halkın oylarıyla gerçekleşen değişikliklerin niye olumlu olduğunu açıkça görebiliyoruz:  Devamını okuyun »

 

Bu satırlar yazılırken, mahkeme Hrant Dink’in katilleri hakkında kararını açıklamış, bizler de 19 Ocak’ta İstanbul’da Taksim’den Agos’a yapılacak yürüyüşe hazırlanıyoruz.

Tıpkı Ermeni soykırımının devlet eliyle işlenmesi gibi, Hrant Dink cinayeti de devlet eliyle işlendi. Beş yıldır süren adalet komedisinin sonucu, işte, tam da bu cinayetin içindeki devlet elini kanıtlıyor.

Mahkeme, başlangıçta çizilen sınır ne ise, orada durdu. Birkaç tetikçiye, sıradan bir cinayet suçu ne kadarsa o kadar ceza verildi. Cinayetin işlenmesinde dahli olan bir örgüt bağlantısını bu mahkeme tespit edemedi. Cinayette MİT yok, silahlı kuvvetler yok, emniyet yok, ırkçı-faşist güruhlar yok, Ergenekon’un medya ayağı yok. Cinayet işlendiğinde İstanbul Emniyet Müdürü olan Celalettin Cerrah ne dediyse o: “Milliyetçi hassasiyete sahip birkaç genç tarafından gerçekleştirilen bir eylem.”

Dink ailesinin, Hrant Dink’in avukatlarının ve arkadaşlarının yıllardır üzerine basa basa dile getirdikleri hiçbir kayıt, ucu devlete dokunur korkusuyla araştırılmadı. Mahkeme tarafından ciddiye alınmadı. Mahkeme, sınırını baştan beri çok iyi biliyordu. Mahkemenin sınırı, devlettir. Devleti toplumdan saklayan kanla örülü o çizgi mahkemenin sınırını da tayin etmiştir en baştan. Devamını okuyun »

 

Roni Margulies

PKK bu yaz saldırılarını yoğunlaştırdı. Her iki taraftan çok sayıda ölü verildi.

Savaşın sertleşmesiyle birlikte, Kürt illerinde değil, ama Batı’da hükümet önemli bir propaganda zaferi kazandı. Niye savaş yaşandığı sorusuna Başbakan’ın ve resmî ve gayrıresmî sözcülerinin verdiği cevap kamuoyunda neredeyse eksiksiz bir kabul gördü.

Sorunun cevabı tartışılmıyor bile artık.

Kabul gören cevap, ana hatlarıyla, şu:

Seçimlerden sonra barış olacaktı, hükümet buna hazırdı, fakat PKK barışı baltaladı. PKK şiddete başvurmadan duramıyor. Zaman müzakere zamanı değil, terörün belini kırma zamanı. Bunların dertleri belli, terörden vazgeçmezler, hükümet her şeye tamam dese bile bir mazeret uydurup devam ederler. Teröristle müzakere yapılmaz. Barış, barış isteyenle yapılır, PKK ise barış istemiyor. Önce savaşmak, PKK’yi imha etmek gerek, barış sonra gelir. Devamını okuyun »

 

Ferhat Kentel

Deprem bu sefer Türkiye’yi doğudan, Van’dan vurdu. Depremin vurduğu darbeye sermaye, müteahhit, belediye, devlet, siyaset, fen işleri, kontrol, rüşvet, kâr ve “çağdaş Türkiye kapitalizminin” bilumum aktör ve ürününün marifetiyle yeni bir darbe eklendi. Doğal ve yerel kültürel özellikleri asla tanımamaya yemin etmiş “millî kalkınma” hamlelerine eşlik eden, her şeyi aynılaştıran betonun ve milliyetçiliğin işbirliğiyle ortaya çıkan yapılar gene kumdan kaleler gibi yerle bir oldu.

Sonra deprem gene vurdu. Arkasından, “her şey kontrol altında” görüntüsü vermeyi her şeyden daha mutlak görerek, devletin gücünü göstermek peşinde olanların basiretsizliği ikinci deprem darbesine yeni bir darbe daha ekledi. Devamını okuyun »

 

AltÜst’ün birinci sayısı hepimizi şaşırttı! Amacımız, Kemalist/milliyetçi/ ulusalcı/islamofobik olmayan solun memleketteki ve dünyadaki gelişmeler karşısında yaklaşımını tartışmak, oluşturmak, pekiştirmek, son yıllarda iyice derinleşen yarılmanın enternasyonalist/özgürlükçü/anti-militarist kanadına hitap edebilmekti. Becerebilirsek gerçek bir ihtiyaca karşılık vereceğimizi biliyorduk, beceririz diye de umuyorduk. Ama bu kadarını beklemiyorduk!

Dergi 1500 adet basıldı ve kısa sürede tükendi. İkinci baskı yaptık.  Devamını okuyun »

 

“Sol” deyince Türkiye nüfusunun aklına ne gelir?

Önce CHP gelir. Önemli bir kesimin aklına başka da bir şey gelmez. Diğer bir kesim, televizyonda gördüğü, gazetelerde okuduğu genellikle sevimsiz haberlerden, CHP’nin solunda daha radikal bazı örgütler de olduğunu hayal meyal bilir.

Türkiye nüfusu bu sola ne kadar ilgi gösterir?

Sahil kentlerinde, İstanbul’da Beşiktaş ve Kadıköy, Ankara’da Çankaya dışında oturan ve önemli çoğunluğu orta sınıfa dahil olan nüfus dışında CHP’ye ilgi gösteren, oy veren pek kimse kalmamışa benziyor. Devamını okuyun »

© 2011 Altüst Dergisi Suffusion theme by Sayontan Sinha