Azınlık vakıflarının mülkleri: Hak mıdır?

0

Garo Paylan

Gedikpaşa Ermeni Protestan Kilisesi Vakfı, 1950’li yıllarda, Anadolu’da kalan bir avuç  Ermeni’nin yetimlerine ve kimsesizlerine sahip çıkmak için bir yetimhane kurdu. Vakfın yöneticileri ilerleyen yıllarda çocukların yaz aylarını geçirmeleri için bir kamp kurmayı düşündü. Tuzla’da 1962 yılında büyükçe bir arazi satın alındı. Aralarında Hrant Dink’in de olduğu çocuklar ve ahparigleri üç yaz sabahtan akşama çalışarak barınacakları bir bina yaptılar. Sonra ağaçlar diktiler. Su kuyuları kazdılar…

Yıllar geçti, ağaçlar çocuklarla birlikte boy aldı. Hrant Dink kampın yöneticisi oldu. Her yıl gelen yeni çocuklara ahpariglik yaptı. Yirmi iki yıl boyunca kamptan bin beş yüz çocuk faydalandı. Bu bin beş yüz çocuk, küçük büyük emekleriyle kampı kendi cennetleri haline getirdi.

Derken, 1979 yılında bir mahkeme celbi geldi. Yargıtay’ın 1974 yılında aldığı bir kararda belirtilen “Türk olmayan vakıfların mülk edinemeyecekleri” gerekçesiyle açılmıştı dava. Dört yıl sonra 1983’te verilen hükümle, vakfın malı ve  1,500 çocuğun emeği devlet eliyle gasp edildi.

*  *  *

28 Ağustos 2011 akşamı bir iftar yemeği… Cemaat vakıflarının yöneticileri, Başbakan ve bakanların da katıldığı bir iftar düzenliyor. Başbakan, cemaatlerin dini önderleriyle aynı masayı paylaşıyor. İki gün önce resmî gazetede yayınlanan kanun hükmünde kararnamenin memnuniyeti ile herkesin yüzünde güller açıyor. Gazeteler ve televizyonlar kararnameyi “hükümetten büyük jest” manşetleriyle duyurmuş…

Başbakan, “vatandaşlarımızın etnik kökeni veya dininden dolayı ayrımcılığa uğradığı günler geride kaldı” diyor. Cemaat yöneticilerinden alkışlar… Vakıflardan sorumlu Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç çıkıyor kürsüye, “Biz Başbakan’ımıza bu dosyaları sunduğumuzda Başbakan bize ‘Bu hak mıdır?’ diye sorar. ‘Haktır’ dersek ‘gereğini yapın’ der.” diyor.  Alkışlar, alkışlar…

*  *  *

Ermeniler, Osmanlı döneminde Padişah fermanı ile tahsis edilen alanlarda; kiliselerini, okullarını, hastanelerini ve bunları idame ettiren vakıflarını kurdular. Osmanlı  1912 yılında, Ermeni vakıfları dahil, bütün vakıflardan aldığı bir beyannameyle vakıfların o ana kadar sahip oldukları mülkleri tespit etti. O tarihten sonra bütün vakıflara mülk edinme hakkı verildi. 1915 Ermeni soykırımı sonrası, Ermeni halkı ile birlikte Türkiye sathında bulunan 2,000 Ermeni kilisesi ve okulu da büyük oranda yok oldu. Bu kiliseleri, okulları ve hastaneleri, sahip oldukları mülklerin akarlarıyla idame ettiren vakıflar, yöneticisi olmadığı söylenerek mazbut vakıflar olarak adlandırıldı ve bütün mallarına Cumhuriyet döneminde el konuldu. Geriye Anadolu’da birkaç Kilise Vakfı ve İstanbul’da 40 kadar kilise ve okul vakfı kaldı.

Kalan cemaat vakıflarından 1936 yılında ellerinde bulunan malları bir beyanname ile bildirmeleri istendi. Vakıflar kiliselerini, okullarını, mezarlıklarını ve kendilerine akar sağlayan mülklerini beyan etti. Bundan sonra dalga dalga kayıp hikâyeleri devam etti. Vakıflardan bazıları 1912 öncesi mülk edinme hakları olmadığından akar getiren mülklerini hayalî isimler üzerine kaydettirmişti. Bu mülklerin  pek çoğuna el konuldu. Çıkarılan bir yasa ile 1951’de “yeteri kadar defin yapılmıyor” gerekçesiyle mezarlıklara el konuldu. El konulan mezarlıkların bazısının üstüne çarşılar yapılarak kiraya verildi.

Cemaat vakıfları 1936 sonrası mülk edinmeye ve bağış almaya devam etti. Cemaat mensupları, kurumlar varlığını devam ettirebilsin diye yüzlerce gayrimenkulü vakıflara bağışladı. Bu mallar 1974 Yargıtay kararının ardından eski sahiplerine veya varislerine iade edildi. Satın alınan mülkler eski sahiplerine ücretsiz olarak verildi. Vakıflar ekonomik olarak yeni bir yıkımla karşı karşıya kaldı.

Hükümetin çıkardığı Kanun Hükmünde Kararname şöyle diyor: “Cemaat vakıflarının 1936 beyannamesinde kayıtlı olan mallarından kamuya geçen mallar cemaat vakıfları adına tescil edilecek.” Ve “mülk edinememe gerekçesiyle kamuya geçen mallardan üçüncü kişiye geçenlere tazminat ödenecek.”

Şimdi geriye dönüp bakalım, bu Kararname ile hangi sorunlar çözülüyor. 1936 beyannamesinde olan binalar ve mezarlıklar iade edilecek. 1936 beyannamesine girmeyen mallar iade edilemeyecek. Yüzlerce mazbut vakfın malları iade edilmeyecek. Tuzla çocuk kampı ne iade ne de tazmin edilecek. Kararnamede tazminat için kamuya geçmiş olma şartı var. Ancak 1974 sonrasında yüzlerce mülk kamuya geçmeden eski sahiplerine iade edildi.  Bu Kararname ile Ermeni vakıflarının el konulmuş binlerce malından yalnızca elli kadarı iade edilebilecek.

Soykırım sonrasında Türkiye’de 200.000 Ermeni kolu kanadı kırık bir şekilde yaşamaya devam ediyordu. Bugün bu sayının 50.000’in altına düşmesinin bir nedeni de yukarıda anlatılan mülksüzleştirme öyküsüdür. Yüz yıl önce 2,000 okulunu, 2,000 kilisesini ve yüzlerce sosyal kurumunu akarlarının gücüyle idame ettiren Ermeniler bugün yirmi okulu ayakta tutmakta ciddi sıkıntı çekiyor.

Hrant Dink bir yazısında Tuzla çocuk kampındaki hakkını helal etmediğini yazmıştı.  Sayın Arınç’tan rica etsek. Sayın Başbakan’a Tuzla çocuk kampının  hikâyesini anlatsa.  Sonra münasipse birlikte sorarız.  Hak mıdır?

Share.

About Author

Leave A Reply