Yaprak Zihnioğlu

Şiddet içermeyen muhalefet, şiddetsiz eylem, şiddetsiz toplantı, şiddetsiz örgütlenme süreçlerini ve yöntemlerini düşünmeye, tartışmaya ihtiyacımız var. Şiddetsizlik bir yaşam tarzı/felsefesini uygulama çabası. Şiddetsiz düşünüşü/edimi yaygınlaştırmamızın ilk adımı bu anlayışı/düşünce biçimini bir yaşam tarzı olarak benimsemek. Bu öneri, şiddetin yokluğu anlamına gelmiyor elbette. Şiddet her yerde var, en başta da insan doğasında içkin, ama şiddetsiz varoluş toplumsal değişim için şiddetin dışlanmasına yönelik bir ilke, bir dizi düşünce, yaşama duyulan saygı ve özgürlük isteği. Toplumsal değişimde şiddet içermeyen yöntemleri kullanabiliriz.  Bu alanda belki hiçbir zaman mükemmel olamayız ama şiddetsizliği yaşama geçirmeyi bıkmadan, yılmadan denemeyi sürdürebiliriz. Yaşam içinde/eylemlilik pratiğimizde tökezlediğimiz yerlerde, hatalarımızı farkederek, özeleştiri yaparak, özür dileyerek yanlışlarımızı düzeltebiliriz.    Devamını okuyun »

 

Sinan Özbek

Kurulu düzene karşı isyan edilip edilmeyeceği sorusu hiç de yeni bir soru değil. Toplum ve devleti konu edinen filozofların bu soruda ikiye ayrıldığını ve bir takım filozofun da orta yolcu diyebileceğimiz düşünceler ürettiğini görüyoruz.

Halkın devlete isyan etmesine karşı en keskin görüşleri kuşkusuz devleti bir “sözleşme” olarak gören gelenek ileri sürüyor. Bunun en net ifadesini Thomas Hobbes’da (1588-1679) görüyoruz. Ona göre devletin olmadığı tarihî dönemlerde “herkesin herkese karşı savaşı” hüküm sürmüştür. Devletin ortaya çıkmasıyla bu barbarlık durumundan “sivil durum”a geçilmiştir. İnsan “doğası gereği kötü” olduğundan bir düzenin sağlanabilmesi için devletin baskı kurması sadece meşru değil aynı zamanda zorunludur. Devletin olmadığı yerde kaos ve kötülükler hâkim olacağından, devletin iktidar otoritesinin yol açacağı kötülükler evladır. Zaten sükûnet ve düzeni sağlamayı başarmış her iktidar da meşrudur. Hobbes burada isyanın bir geçiş süreci olduğunu ve eninde sonunda karşı karşıya gelen güçlerden birinin duruma hâkim olacağı ihtimalini dahi tartışmıyor.  Devamını okuyun »

 

Roni Margulies

PKK bu yaz saldırılarını yoğunlaştırdı. Her iki taraftan çok sayıda ölü verildi.

Savaşın sertleşmesiyle birlikte, Kürt illerinde değil, ama Batı’da hükümet önemli bir propaganda zaferi kazandı. Niye savaş yaşandığı sorusuna Başbakan’ın ve resmî ve gayrıresmî sözcülerinin verdiği cevap kamuoyunda neredeyse eksiksiz bir kabul gördü.

Sorunun cevabı tartışılmıyor bile artık.

Kabul gören cevap, ana hatlarıyla, şu:

Seçimlerden sonra barış olacaktı, hükümet buna hazırdı, fakat PKK barışı baltaladı. PKK şiddete başvurmadan duramıyor. Zaman müzakere zamanı değil, terörün belini kırma zamanı. Bunların dertleri belli, terörden vazgeçmezler, hükümet her şeye tamam dese bile bir mazeret uydurup devam ederler. Teröristle müzakere yapılmaz. Barış, barış isteyenle yapılır, PKK ise barış istemiyor. Önce savaşmak, PKK’yi imha etmek gerek, barış sonra gelir. Devamını okuyun »

 

Eren Keskin

Avukat olarak 1987 yılından 1995 yılına dek hep siyasî davalara girdim ve siyasî davalara giren her avukat gibi işkence gerçeği ile karşılaştım. Ancak, 1995 yılında bir yazım nedeniyle cezaevine girdiğimde, bu kadar yoğun yaşandığını o güne dek sorgulamadığım cinsel işkence gerçeği ile yüz yüze kaldım.  Devamını okuyun »

© 2011 Altüst Dergisi Suffusion theme by Sayontan Sinha