Lütfi Sunar

Herhangi bir sosyoloji tarihi kitabını açan birisi Marx ve Weber’in sosyolojinin iki karşıt ucu olarak konumlandırıldığını görür. Özellikle Weber’in Marx’ın karşısına konumlandırılması ve Marksizm’e bir cevap olarak sunulması sosyolojik teoride önemli bir yere sahiptir.

Ancak Marx ve Weber’in sosyolojilerinin esas amacı bu karşıtlık ekseninde anlaşılamaz. Zira karşıtlık tezleri onların siyasî düzlemde farklılaşan bakış açılarını odağa taşır. Marx ile Weber’in sosyolojik çözümlemelerinin esas amacı modern toplumun gelişiminin ve karakterinin açıklanmasıdır. Bu açıklama sürecinde Doğu toplumlarına dair incelemeler her ikisinde de önemli bir konumdadır. Onlar, Şarkiyatçı incelemelerin kendilerine sağladığı imkânlar çerçevesinde, Antik Yunan’dan beri Batı’da Doğu’yu tanımlarken başvurulan despotizm tezlerini merkeze alarak Doğu toplumları üzerinden Batı’yı tanımlamaya çalışmıştır.  Devamı… »

 
 

Ferhat Kentel

Bugün küreselleşmenin getirdiği karmaşıklığa bağlı olarak, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kimlikler sürekli hareket halindedir ve bu hızlı toplumsal değişim süreci içinde modern yurttaşlık alanını yeniden üretmek için sürdürülen çabalar, farklı kesimleri “entegre” etmekte yetersiz, toplumun bütünlüğünü korumaktan uzak kalıyor.

Artık tek bir moderniteden bahsetmek yerine, dünyanın çeşitli bölgelerinde farklı moderniteler olduğunu söylemek daha gerçekçi görünüyor. Bunun çıkarımı ise modernitenin aktörlerinin çoğul olduğudur.

Her şeyden önce, tek bir coğrafî alanla sınırlandırmak anlamayı kısıtlasa da, modernleşme sürecini Batı Avrupa ile özdeşleştirmek mümkündür. İçinde yaşadığımız bugünkü haliyle modernite ve onu ortaya çıkaran modernleşme sürecinin Batı Avrupa’da çok yönlü, çok boyutlu, karmaşık ve büyük ölçüde tesadüflerle belirginleşmiş, fakat insanlar üzerinde yaptırımı yüksek, çok güçlü bir değişim süreci olduğunu söyleyebiliriz. Devamı… »

 

Selim Deringil

“Modernite” kavramı genelde olumlu çağrışımlar oluşturur. Eskinin, köhnemiş yapıların yerine yeni, dinamik ve çağdaş yapıların ikame edileceği; Aydınlama çağının inancı olan bugünün dünden ve yarının da bugünden daha iyi olacağı temeline oturur. Toplumların tarihlerinde “çağdaşlaşmanın” ve “gericiliğin” simgeleşmiş isimleri vardır. Türkiye tarihinde bunun en belirgin örneği Mustafa Kemal ve Sultan Abdülhamid’dir. Mustafa Kemal bir din haline gelmiş olan Kemalizm’in ikonasıdır, Abdülhamid ise gericiliğin, istibdadın cismanî oluşumu ve ilerlemenin azılı düşmanı olarak algılanır. Biri “Büyük Atatürk” tür, öteki “Kızıl Sultan”. Devamı… »

 

Besim F. Dellaloğlu

Türkiye çok önemli bir kriz yaşıyor: Siyasal modernleşme ile toplumsal modernlik arasındaki derin çatışmayı! Türkiye, modernleşmeden modernliğe doğru geçişin krizini yaşıyor. Çok derin bir kriz. 12 Mart darbecilerinin dediği gibi “toplumsal uyanış devletin kontrolünü aşıyor” artık. Türkiye’nin modernleşme, modernleştirme, hatta bir türlü modernleşememe serüveninin akıllı, vicdanlı, yürekli bir muhasebesini yapma zamanı geldi, geçiyor.  Devamı… »

© 2011 Altüst Dergisi Suffusion theme by Sayontan Sinha