Nihat Kentel

Başta Avrupa Birliği olmak üzere, OECD ülkelerinin borçlarında gözlenen hızlı artış onyıllardır süren bir geçmişe sahip ve yalnızca son ekonomik krizle ilişkilendirilemez. Kapitalist rekabetin şiddetlendiği son yıllarda, sürekli yükselen ve hayatta kalmak için yükselmek zorunda olan özel ve kamusal harcamalara destek amaçlı borçlanma yapılmadan, kapitalist pazarlar ihtiyacını karşılayacak yeterli talebi yaratamaz, büyümeye mecbur olan kapitalist ekonomiler, gitgide daha fazla borçlanmadan büyüyemez, hayatını sürdüremez hale geldi. Son ekonomik krizin rolü ise, borçlanmanın bu ataklarına yalnızca önemli bir katkıda bulunmak oldu. Ekonomik büyüme ile borçlanma gereği arasında birebir değil ikiye bir, hatta üçe bir oranında bir ilişki vardır. Ülke ekonomilerinin lineer bir büyüme göstermesi için, borçların geometrik bir artış göstermesi gerekiyor artık. Devamı… »

 

Barış Uzun

“Her büyük servetin arkasında bir suç gizlidir.”
Honore Balzac

Kapitalist sistemin ekonomiye dinamizm, yaratıcılık sağlayan yanlarını tutarken ahlaki boyutu da unutmamak gidilecek tek doğru yön gibi görünüyor. Bunu Gülen Cemaati’nin gönüllü bağış sistemi şu an yapıyor gibi gözüküyor.

En büyük tehlike bu ahlakı unutma eğiliminin yaygınlaşması ve bu tür insanların öne çıkmalarıdır. Buna AKP de cemaat de dikkat etmeliler ve ahlaki boyutu unutup da ön plana çıkmaya başlayan zenginlere prim vermemeliler. Devamı… »

 

İrvin Cemil Schick

Dergimizin geçen sayısında dönüşümlü finansal krizlerin birer istisna olmayıp kapitalizmin varoluş şartlarından kaynaklandığını görmüştük. Bu doğrudur elbette, ama bir de sözü sık edilmeyen bir başka müzmin krizi var kapitalizmin: Bir ahlâk krizi. Biraz da ondan söz edelim.

Rupert Murdoch’un basın yayın imparatorluğunun karıştığı skandalın haberlerini haftalar boyunca gazetelerde okuduk. Bu sayıda da Ebru Kayaalp birkaç ülkede güvenlik kuvvetlerini ve hükümeti sarsacak kadar ciddileşen bu olayı inceliyor, ayrıntılarını hatırlatıyor. Bütün bu keşmekeş içerisinde pek gündeme gelmeyen bazı sorular var ki bunları, soruşturmaları yürüten parlamenter komisyonlara, masalarını pür hiddet yumruklayan bakanlara sormak gerekiyor: “Ya ne sanmıştınız? Bunda şaşılacak ne var? Bütün olanlar, sistemin sunduğu imkânların mantıksal sonucu değil mi sizce? Kızgınlığınız Murdoch’un adamlarının telefonları dinleyip polise rüşvet vermesine mi, yoksa bunları yıllarca yaptıktan sonra aksi gibi yakalanmalarına, sizi mahçup etmelerine mi?”  Devamı… »

 

Mike Haynes

Dünyada milyarlarca insan yeterince gıda bulabilmek için mücadele ediyor. Mike Haynes, problemin üretim eksikliği veya nüfus artışı değil, kâr tarafından yönlendirilen sistemin bizzat kendisi olduğunu anlatıyor.
Küresel gıda fiyatları, 2008 yılında kırılan rekorları aşarak bu yıl yeni rekorlar kırdı. Dünyanın yaklaşık bir milyar insanın aç olduğu yoksul bölgelerinde, bu bir ölüm kalım meselesi. Sebebi basit: Yaşamak için yiyebilmemiz gerek. Bu nedenle gıda fiyatları, Ortadoğu’daki ayaklanmalarda olduğu gibi, siyasî bir barut fıçısı oluşturuyor.
Fiyatlar neden artıyor? Bu sorunun sağcı cevabı, çok fazla insan ve çok fazla talep olması. Doğru değil. İrlanda’da 1840′larda insanlar açlıktan ölürken tahıl ihraç ediliyordu. Aynı şey bugün de oluyor. Örneğin, çiçekçi dükkânlarında gördüğümüz çiçekleri düşünün. Kenya ve Hindistan gibi ülkelerde yetiştirilip kesilip paketlenip buraya geliyor çiçekler. Bunlar, yetersiz beslenmenin yaygın olduğu ve gıda isyanlarının meydana geldiği – ama önceliğin ihtiyaç duyulan besinler yerine kârlı çiçekler yetiştirmeye verildiği ülkeler. Devamı… »

 

Ümit İzmen

Kapitalizmin tarihi büyük krizlerle şekilleniyor. Kriz, kapitalizmin doğasında var. Çünkü işin içinde kâr hırsı var. Birileri bir yerden çok kâr ediyorsa, herkes aynı yere yatırım yapıyor. Başka yerlere para yatırıp daha az kâra razı olmak aptallık olarak kabul ediliyor. Herkes aynı yere yatırım yapmak isteyince, bu durum yüksek getiriyi de garanti etmiş oluyor. Bu süreçte giderek şişen balon günün birinde kaçınılmaz olarak patlıyor. Devamı… »

 

Ömer Madra

Baharın bir türlü gelmek bilmediği Nisan ayını, “Arap Baharı”nın güçlü rüzgârlarının uğultusu içinde savrularak geçirdik. Son büyük ayaklanma, komşu Suriye’den yükseldi. Sık sık olduğu gibi, dehşetle umudun içiçe geçtiği bir tabloydu aslında: Ayaklanma, ülkenin birçok yerinde devam ediyor, yer yer çok kanlı ve zalimane bir şekilde bastırılıyor; ne var ki, isyan alevi bastırılmaya kalkıldıkça daha da parlıyordu! Birkaç hafta içinde 600’ün üzerinde ölü ve belki sekiz binden fazla “kayıp” ve tutuklu! Buna rağmen, her şeye rağmen, bitmek bilmeyen müthiş bir direniş! Devamı… »

© 2011 Altüst Dergisi Suffusion theme by Sayontan Sinha