İrvin Cemil Schick

İkiz Kuleler Saldırısının sorumluluğunu el-Kaide üstlendikten sonra, kendini İslâmî bir örgüt olarak tanımlaması nedeniyle Batı’da İslâm’a karşı müthiş bir nefret uyandı. İslamofobi denilegelen bu nefret, sarıklı olduğu için zavallı bir Sih benzincinin öldürülmesinden, Arapça konuşan insanların yolcu uçaklarından yaka paça indirilmesinden tutun da, gazetelerde Muhammed’e hakaret eden karikatürlerin yayınlanmasına, televizyon dizilerindeki kötü adamların Müslüman kimliği taşımasına kadar toplumsal hayatın her yanını etkisi altına aldı.

Ama İslamofobi 2001’de başlamadı. İslamofobinin şahit olduğumuz bu son aşamasının 1979 İran devrimiyle başladığı söylenebilir. Fakat tarihi aslında bundan çok daha eskidir, Ortaçağ’a kadar, yani neredeyse İslamiyet’in ilk ortaya çıkışına kadar gider. Bunu takdir edebilmek için Hıristiyan akidelerini göz önünde tutmak gereklidir. Devamı… »

 

Barış Uzun

Marx, toplumsal değişmenin maddî yasalarını “keşfetmeye” doğru uzanan felsefi serüveninde, yazınsal birikiminin bütününe nazaran dine ancak bir parantez içini dolduracak kadar değinmiş, ona hiçbir zaman özel bir başlık atmamıştır. Bu, düşünsel istikametinin zorunlu bir sonucuydu elbet. Lakin, diyebiliriz ki, o kısa değinisi bile halefleri için hayli belirleyici olmuştur. Marx’ın eğiliminin bu yönde olmasından olsa gerek, onun ardından serpilip gelişen marksist/marksist-leninist yazının da dine ve dinsel olana yönelik hususi bir alakası olmamasına rağmen, bu alana dair yaklaşımı son derece keskin ve nettir. Devamı… »

 
 

Barış Uzun

Türkiyeli Müslümanların resmî ideoloji ile devam eden bir hesaplaşması var. Kuruluşundan itibaren, Müslüman kitlelerin aklında ve kalbinde İslamî değerler yerine milliyetçi hurafelerle bezeli bir mitolojiyi cebren ikame ettirmeye çalışan Cumhuriyet’in çabasına karşı birikmiş haklı bir öfke söz konusu. Hem bu tarihsel sebep, hem de güncelde vesayet sistemi ile mücadele ve devam eden Ergenekon süreci vesilesiyle sıcak kalan rejim tartışmalar nedeniyle, son zamanlarda rejim, Kemalizm ve onun ana aygıtı olan ordu üzerine mütalaalar İslamî kesim içinde eskiye nazaran daha yoğun yapılıyor. Fakat ben bu yazıda daha başka ve mezkûr konuyla da ilintilendirilmesi gerektiğini düşündüğüm bir konuya eğileceğim. Devamı… »

 

Sefa Kaplan

Mimarı Sinan, bestekârı Itri, şairi Şeyh Galip, meczubu Neyzen Tevfik olan İslam, çok değil 150-200 yıl içinde gecekondudan beter camilerin dini haline geldi. Yunus Emre’den Pir Sultan’a, Hacı Bayram’dan Hacı Bektaş’a tasavvufun zirvelerine omuz vermiş bir kültür nasıl oldu da sadece gösterişi öne çıkartan beş yıldızlı otel iftarlarına, “komşusu açken” lüks jiplerde hava atanlara mahkûm oldu? 

Birkaç hafta önce yaptığımız bir Ankara yolculuğunda şahit olduk: ‘gecekondu camiler, cami benzeri ticarethaneler’ biraz daha mesafe almış görünüyor. Daha cami bile yapılmadan altına bir süpermarket açıp işletmeye kadar varmamıştı iş. Ama bu da oldu işte…   Devamı… »

 

Roni Margulies

Dünyada en çok Müslüman’ın yaşadığı ülke olan Endonezya’da, Komünist Partisi 1960’lı yılların ilk yarısında Sovyetler Birliği dışında dünyanın en büyük komünist partisiydi. General Suharto önderliğindeki silahlı kuvvetler 1965 yılında partiyi imha ettiğinde yaklaşık 500.000 komünistin katledildiği tahmin ediliyor. Gerçek rakamın 2 milyona yakın olduğunu iddia edenler de var.

Böylesine kitlesel bir komünist partinin bulunduğu Endonezya’nın nüfusu 238 milyon. Nüfusun %86’sı Müslüman.

Hasan Raid, 1965 katliamından kurtulan bir komünist. On yıl önce yazdığı Bir Komünistin Mücadeleleri adlı anılarında şöyle der: Devamı… »

 

Sinan Özbek

Özellikle HAS Parti’nin kurulmasıyla birlikte Marx’ın din hakkındaki düşünceleri tartışılmaya başlandı. Bunda HAS Parti içinde sosyalist kimliğiyle tanınan insanların da yer alması önemli oldu. Marx ve din yan yana anılınca akla çok bilinen “Din halkın afyonudur” sözüyle başlamak geldi nedense. Sosyalistlere bu söz soruldu. Kuşkusuz “Din halkın afyonudur” ifadesi çok biliniyor, çok alıntılanıyor. Ancak neredeyse tamamen yanlış yorumlanıyor. Devamı… »

 

Ferhat Kentel

“Sol/solculuk” üzerine yapılan araştırmalarda dikkat çeken üç temel unsur var: Birincisi, toplumun önemli bir kesiminin genel olarak sol hakkında, özel olarak Türkiye solu hakkında “fikri yok”; ikincisi, fikri olanların Türkiye’de sol deyince akıllarına CHP ya da laik politikalarla özdeşleşmiş, “topluma yabancı” gruplar akla geliyor; üçüncüsü, daha da ilginç bir veri olarak, toplumda “eşitlik”, “özgürlük”, “emeğe saygı” gibi değerlere sahip çıkılıyor.

Bu temel unsurlara ek olarak, toplumun gene önemli kesimi nezdinde sol daha çok üst sınıfların bir meselesi olarak görülüyor, statükodan yana orta-üst sınıf çıkarlarını “çağdaş yaşam tarzı ve seküler kültürel değerler” görünümü arkasında korumaya çalışan kesimlerin kimliği olarak algılanıyor. Ve halkla ilişkisi genel olarak “halk adına doğruyu bildiğini iddia eden bir seçkincilik” ve muhatap olarak karşısında “cahil, kandırılmış, aydınlatılmayı bekleyen halk” algısı üzerine kurulu, “halktaki” heterojen ve değişken yapıyı göremeyen bir sol, ancak değişmeyen, statikleşen ve giderek küçülen bir toplum kesiminde destek bulabiliyor. Devamı… »

© 2011 Altüst Dergisi Suffusion theme by Sayontan Sinha