Mehmet Şarman

1- Çoğunluk muktedirdir, bencildir, suskundur zulmün karşısında, dahası hep görmezden gelendir. Bazen baba, çoğu zaman devlet, sonuçta hep egemen olandır. Ama azınlık onun vicdan azabıdır, kâbuslarıdır, köşe başlarında, gecekondularda, arkadan çarpılmış kötü model bir arabada, çamurlu yollarda, bir inşaat başında karşısına çıkar çoğunluğun, durmadan kendini hatırlatır. Bir şey değişir mi? Bir şeyler değişirse çoğunluk olmaktan çıkar. Türkiye açısından bu değişim maalesef çok yavaş ve sancılı oluyor.  Devamı… »

 

Tolga Tüzün

Lev Kreft, sanat ve siyaset ilişkisinden ve tarihsel modellerinden söz ederken sanatın ulus inşası ile ilişkisinin tohumlarının XVII yüzyılda atıldığını söyler.

Fransa’da XIV Louis’nin hükümdarlığı sırasında ulus-devlete hizmet edecek en önemli kurumların temelleri atılmıştı: Kral’a bağlı sürekli bir orduyla temin edilen şiddet tekeli, merkezî bir idarî yapı, soyluları da denetimi altına alacak bir vergi sistemi, yükselen yeni burjuva sınıfının mallarının dolaşımını ve iletişimini kolaylaştıran bir ulaşım ağı ve en önemlisi merkezî  bir biçimde denetlenen bir ulusal kimlik inşası.

Kardinal Richelieu tarafından kurdurulan Fransız Akademisi’nin amacı “modern dillerin en mükemmeli” olan Fransızca’yı bütünleştirmek, standartlaştırmak ve arındırmaktı. XIV Louis zamanında giderek etki alanını sanata doğru geliştiren Akademi, “soylu” ve “ince” beğeniyi kurallara bağlayarak Descartes’ın duyusal hazları dışladığı Aklın yeni paradigmasında Fransız sanatına yer açtı. Ayrıca kendine model olarak Antik Yunan ve Roma’yı almış olan bir ulusun sanatının en mükemmel olması mümkün olmadığından, kuramsal tartışmalar sonucunda yeni olanın daha iyi olduğu sonucuna varıldı. Modern beğeni kronolojik üstünlüğünü estetik doğru ve iyi olarak ilan ediyordu.  Devamı… »

 

Ayşim Türkmen

İktidarlar, medeniyet tahayyülleriyle yaşamları ve yaşam alanlarını yeniden şekillendirme girişimlerinde bulunur. Bu girişimlerin en gözde araçlarından birinin “tarih icadı” olduğunu söyleyebiliriz. Tarih, farklı iktidar biçimlerince farklı şekillerde yeniden kurgulanır ve bu kurgular yaşamların ve mekânların şekillendirilmesinde önemli rol oynar. İktidarın tarihi nasıl kurgulandığına, yeni tarih kurgusunun daha önceki kurgularla nasıl benzeştiği ve onlardan nasıl ayrıştığına bakmak bugünün iktidar politikalarını anlamak için ipuçları verebilir.

“Müze kent”

AK Parti iktidarının “Yeni Osmanlıcı” projesine kent üzerinden baktığımızda, AK Parti’nin tarih kurgularının, 1980’lerde ANAP iktidarının “dünya kenti İstanbul” projesiyle başlayan tarihselciliğinin bir devamı olduğunu görüyoruz. Yalnız AK Parti tarih kurgularındaki yeni vurgular bugünün iktidarıyla ilgili önemli şeyler söylüyor.   Devamı… »

 

Mehmet Şarman

Yapımcı: Salih Asan
Senarist: Ali Kara, Samim Utku
Yönetmen: Çelik Berksoy, Gürsel Ateş
Kanal: Samanyolu TV
Yayın tarihi: 2007-2011
Sezon sayısı: 4
Bölüm sayısı: 150

Günümüz Türkiye’sinde yaşanan birçok siyasî sorunun, kin ve nefret ortamının şüphesiz tarihsel, siyasî, psikolojik birçok nedeni var. Bunları zenofobik bir zemin üzerinde tekrar kurgulayıp üreten, ötekini aşağılayan, çarpıtan ve problemleri kısır döngüye çeviren medyanın buradaki olumsuz rolü yadsınamaz. Bu yazıda “Tek Türkiye” dizisi ve yayınlandığı kanalın (Samanyolu TV) temsil ettiği cemaatin (Gülen Cemaati) düşünce dünyası arasındaki paralelliklere ve oradan yabancı düşmanlığına, yabancı korkusuna değinmeye çalışacağım.  Devamı… »

 

Teyfur Erdoğdu

Osmanlı mimarî cephe ve (Fatih, Selim, Kanuni ve Abdülmecid gibi padişahların) sikke kabartmaları, Anadolu Türkmenlerinin hayvan biçimli mezar taşları hariç tutulacak olursa (ki bunların bağımsız ögeler olmamaları ve zaman/mekân ile kurdukları irtibatların mahiyetleri sebebiyle heykel olarak adlandırılmaları zordur), bildiğim kadarıyla Mısır dışındaki Osmanlı Müslümanlarının yaptırdığı ilk heykel Padişah Abdülaziz’in (1830-76) 1871’de Charles F. Fuller’a sipariş ettiği mermerden kendi büstü ve at üstündeki bronzdan heykelidir.[1]

Abdülaziz heykelini sipariş eder etmesine, ama Pertevniyal Valide Sultan’ın (1812-83) bu işten rahatsız olması yüzünden heykeli için görüntü (pose) dahi veremez. Sonuçta, Süvari Abdülaziz heykeli hattızatında meydana dikilmek için çok küçük boyutlarda olduğundan muayede salonuna yerleştirilir. Burada herhangi bir sorun yoktur. Ancak 1864’te Fransa’dan getirtilen ve meydan heykeli de olabilecek evsaftaki yirmi dört hayvanın sadece Beylerbeyi Sarayı’nın bahçesine konulmasında kamuoyundan çekinme etkili olmuş mudur, araştırılası bir konudur. Devamı… »

 

Sefa Kaplan

Karakterinin sağlamlığı konusunda hiç kimsenin kuşku duymadığı Mehmet Âkif, devrinin neredeyse bütün aydınları gibi Batı karşısında hayli kırılgan ve naiftir. Bunun en somut ve çarpıcı örneklerini Safahat’taki ‘Berlin Hatıraları’nda görmek mümkündür. ‘Berlin Hatıraları’nın en önemli tarafı, Mehmet Âkif’in 1921’de yazacağı ‘İstiklâl Marşı’nda yer alan ‘Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar’ mısraında şekillenen Batı algısından bir hayli uzakta durduğunu göstermesidir.

Berlin’de kaldığı otelin ‘teknik imkânları’nı anlatırken sergilediği tavra bakılırsa, Batı’yla arasına pek fazla mesafe de koymuyor doğrusu. Hatta, Batı’yla şu veya bu şekilde temas eden hemen herkeste olduğu gibi hiç vakit yitirmeden kıyaslamalara başvuruyor; bu kıyaslamaların bit-pire üzerinden yapılması kimseyi yanıltmasın. Âkif’in temel derdi temizliktir ve Berlin’de kaldığı otelin temizliğiyle birlikte konforu da hayli etkilemiştir şairimizi. Muhtemelen üçüncü sınıf bir oteli, ‘saray kadar mamur’ diye tasvir etmesinin gerisinde, odaların kaloriferli olması ve çarşafların hergün değiştirilmesi dışında pek bir şey yoktur aslında.  Devamı… »

 

Elçin Poyraz

Cumhuriyet Halk Partisi, 1938 yılında ressamların Anadolu’nun çeşitli illerinde görevlendirilmelerine dair bir karar yayınlar. Bu karara göre seçilen sanatçılar, her yıl bir süreliğine (1,5 ile 3 ay) partice belirlenmiş çeşitli Anadolu şehirlerinde bulunacak, eskizler yapacak ve daha sonra bu çalışmalarından resim üretecektir. Bu etkinlik kapsamında 1938-1943 yılları arasında toplamda 48 sanatçı, Anadolu’nun 63 şehrine gönderilmiş, 675 resim üretmiştir.

Kendilerinden Anadolu panoraması, Türk köylüsü ve yerel motifler üretmesi beklenen ressamlar, dönüşlerinde resimlerini politikacılar ve sanat eleştirmenlerinden oluşan bir jüriye çıkartıyor, seçilen resimler “Cumhuriyet Halk Partisi’nin Prisi (Prix)” ile ödüllendiriliyordu.[1] Ödüllerin yanı sıra her yıl Ankara, İstanbul ve Konya devlet sergi evlerinde seçilen resimlerden sergiler düzenleniyordu. Bu gezilerde üretilen 675 resmin büyük çoğunluğu bugün kayıptır. Devamı… »

 

Tolga Tüzün

Müzikle siyaset ilişkisi bizimki gibi toplumlarda sunî bir ilişki, entellektüel bir zorlama, güncel hayattan kopuk bir kavram çatkısı değildir. Tam tersine, hangi dalından tutarsanız tutun, Türkiye’de müzik fazlasıyla siyasî ve karmaşık bir ilişkiler ağıdır. Bu ülkede popüler müzik ve sanat müziği arasındaki geçişlilik çoğu sanat müziği otoritesinin yüzünü kızartacak kadar birbirinin içine geçmiştir. Yüz kızartma deyimini neden kullandığımı biraz sonra anlayacaksınız. Devamı… »

 

Didem Z. Havlioğlu

Bağlı bulunduğum üniversitenin bir projesi kapsamında, bir süredir liselerde divan edebiyatı dersleri veriyorum. Kafaları test çözmekten buharlaşmış bir grup pırıl pırıl gence, aşkın çeşitlemeleri ve görünenin altında yatan öteki gerçekleri anlatmanın çılgınlık olduğu düşünülebilir. Şipşakçı çözümleri öğrenip uygulamakta yarışa çıkarılan bu çocuklara bir an durmayı ve düşünmeyi, doğru cevap diye bir kavramın olmayabileceğini hatırlatmak şehrin en işlek caddesinde piknik yapmaya benzetilebilir. Devamı… »

 

Tolga Tüzün 

Gürültü neden önemli bir kavram? Çünkü bir yandan sesin fizikselliğinden kaynaklanan gerçek bir duruma işaret ederken, bir yandan da hem toplumsal hem de tarihsel bir görüngü olarak karşımıza çıkıyor. Attali’nin 1977’de yazdığı Gürültüler adlı kitaptan ilham alan bir çok sosyolojik tahlil sorunun toplumsal tarihsel yanına ışık tuttu.  Devamı… »

© 2011 Altüst Dergisi Suffusion theme by Sayontan Sinha