Slavoj Žižek, 9 Ekim günü Wall Street işgalcilerine Zuccotti Park’ta bir konuşma yaptı. Konuşmanın bütünü aşağıda. 

Hepimizin başarısız serseriler olduğunu söylüyorlar, ama gerçek başarısız serseriler az ileride Wall Street’te. Bize sosyalist diyorlar, ama burada her zaman zenginler için sosyalizm yürürlükteydi zaten. Bizim özel mülkiyete saygı duymadığımızı söylüyorlar, ama 2008 malî çöküşünde, hepimiz gece gündüz haftalarca çabalasak bile yok edemeyeceğimiz kadar alın teriyle kazanılmış özel mülkiyet tahrip edildi. Hayalci olduğumuzu söylüyorlar. Esas hayalciler, işlerin sonsuza kadar böyle yürüyebileceğini sananlardır. Biz hayalci değiliz. Biz, kâbusa dönüşmekte olan bir rüyadan uyanışız.

Biz hiçbir şeyi yok etmiyoruz. Sadece sistemin kendi kendisini yok edişine tanıklık ediyoruz. Çizgi filmdeki o klasik sahneyi bilirsiniz. Kedi uçurumun kıyısına gelir ve yürümeye devam eder, ayaklarının altında yer olmadığını bilmez. Ta ki aşağı bakıp durumun farkına varana kadar. O zaman düşer. Bizim burada yaptığımız da başka bir şey değil. Wall Street’tekilere, “Hey,” diyoruz, “Aşağı bakın!” Devamını okuyun »

 

Doğan Tarkan

Yaklaşık 40 ila 60 yıldır diktatörlük altında yaşayan, nefes alamayan, örgütlenmesine izin verilmeyen, hiçbir sendikal hakkı olmayan, hiçbir siyasal örgütlenme ve siyaset yapma  yeteneği bırakılmamış olan bir büyük coğrafyada bir anda üç diktatör arka arkaya devrildi. Diktatörlerin bazıları da, Yemen’de, Suriye’de olduğu gibi sona yaklaşıyor. Suriye’de artık Beşir Esad’ın iktidarını koruması mümkün değil, sonu Mübarek, Bin Ali ve Kaddafi gibi olacak.

Öte yandan, bu süreç sadece Ortadoğu’da diktatörlüklerin baskısı altında ezilen toplumlarla sınırlı kalmadı. Arap Baharı’nın hemen ardından Amerika’da Wisconsin’de, binlerce kilometre ötede, işçiler greve çıkarken, sokak gösterileri yaparken “Tahrir” diye bağırıyordu. Yunanistan’da genel greve çıkan işçiler de pankartlarına“Tahrir” yazıyordu, İngiltere’de ortalığı yakıp yıkan hareket de. Devamını okuyun »

 

Ömer Madra

‘Wall Street’i İşgal Edelim’ eylemi, Eylül’ün 17’sinde New York şehrinin finans merkezinin hemen yakınındaki Zuccotti Parkı’nda 11 yüksek okul öğrencisinin gecelerini ve gündüzlerini geçirmeye başlamasıyla doğdu. Çocukların elinde olağanüstü güzellikte bir poster de vardı: Wall Street’in saldırgan piyasa iyimserliğinin simgesi olan o pek ünlü azgın boğa heykeli üzerinde şahane bir balerina tasviri. Kız, ayak parmaklarının üzerinde kusursuz bir denge gösterisi yaparak olanca zarafetiyle dansediyordu. Boğa’nın toynaklarının hemen altında kısa, vurucu kelimeler:

“#OCCUPYWALL STREET 17 Eylül. Çadır getir.”

Başlangıçta bir futbol takımını oluşturacak kadar insan ancak vardı. New York şehrinin üç dönümlük küçük bir meydanını, Zuccotti Park’ı eylemlerine mekân seçmişlerdi. Brookfield Emlakçilik Şirketi, biraz para akıtıp renove ettiği bu parkı 2005’te “kamu barınağı” ilan etmiş, harcadığı para karşılığında da adını değiştirip, kendi şirket başkanının adıyla yeniden vaftiz etmişti. Devamını okuyun »

 

Ozan Tekin 

Kemalizm, yaklaşık yüz yıl önce, Osmanlı’nın üzerine Türk ulus devleti inşa edilirken, bu devletin siyasetini teorize eden ve burjuvazinin sınıfsal çıkarlarını koruyan ideolojinin adı olarak şekillendi. Mustafa Kemal’in ölümünden 73 yıl sonra ise, ezilenlerin aşağıdan mücadelesiyle kemalizmin tüm tabuları sorgulanıyor, Türkiye ulus devletinin kanlı tarihiyle yüzleşiliyor.

Son 10 yıldır Türkiye’de yaşanan gelişmelerden bazılarını düşünelim: Ermeni soykırımının tartışıldığı ve “soykırım olmuştur” diyenlerin de katılabildiği konferanslar düzenleniyor, Hrant Dink öldürüldüğünde yüz binlerce kişi “Hepimiz Ermeniyiz” diye sokağa fırlıyor, devlet Kürt sorununun çözümü için Abdullah Öcalan ile görüşüldüğünü açıklıyor, PKK gerillaları -daha sonra tutuklanmış olsalar da- yüz binlerce kişinin barış sloganları eşliğinde Habur’dan giriş yapıyor, askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmasına yönelik anayasa değişikliği yapılıyor, darbeci generaller tutuklanıyor. Kolayca fark edilebileceği üzere, bütün bunlar, ismini 73 yıl önce hayata veda eden, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucularından Mustafa Kemal’den alan resmi devlet ideolojisinin, Kemalizm’in çöküşünü simgeliyor.  Devamını okuyun »

 

Alper Görmüş

Bir ülkenin siyasî rejimini “askerî vesayet” kavramıyla tarif ettiğimizde, o ülkenin ordusuna nasıl bir nitelik atfetmiş oluyoruz?

Bu soruya, Ortadoğu uzmanı Dr. Steven Cook’un Türkçe’de 2008′de yayımlanan kitabının adından daha açıklayıcı bir yanıt verilemez: “Yönetmeden Hükmeden Ordular: Türkiye, Mısır, Cezayir…”

Yani, Cook’un ima ettiği gibi, görünüşte ülkeyi normal bir demokraside olduğu biçimde hükümet ve bakanlar kurulu yönetmektedir, fakat temel siyasî kararlar, geri plandaki askerler tarafından alınmaktadır. Ordu, görünüşte normal bir demokraside olduğu gibi hükümetin emri altındadır, fakat gerçekte özerktir.

Askerî vesayet rejimlerinin en yetkin uzmanlarından biri olan Prof. Ümit Cizre, Steven Cook’un kitabının Türkçe baskısına yazdığı önsözde bu rejimlerin temel özelliklerini şöyle saptar: Devamını okuyun »

 

Roni Margulies

PKK bu yaz saldırılarını yoğunlaştırdı. Her iki taraftan çok sayıda ölü verildi.

Savaşın sertleşmesiyle birlikte, Kürt illerinde değil, ama Batı’da hükümet önemli bir propaganda zaferi kazandı. Niye savaş yaşandığı sorusuna Başbakan’ın ve resmî ve gayrıresmî sözcülerinin verdiği cevap kamuoyunda neredeyse eksiksiz bir kabul gördü.

Sorunun cevabı tartışılmıyor bile artık.

Kabul gören cevap, ana hatlarıyla, şu:

Seçimlerden sonra barış olacaktı, hükümet buna hazırdı, fakat PKK barışı baltaladı. PKK şiddete başvurmadan duramıyor. Zaman müzakere zamanı değil, terörün belini kırma zamanı. Bunların dertleri belli, terörden vazgeçmezler, hükümet her şeye tamam dese bile bir mazeret uydurup devam ederler. Teröristle müzakere yapılmaz. Barış, barış isteyenle yapılır, PKK ise barış istemiyor. Önce savaşmak, PKK’yi imha etmek gerek, barış sonra gelir. Devamını okuyun »

 

Mehveş Bingöllü 

12 Haziran seçimlerinden beri “Yeni Anayasa” tartışmaları ivme kazandı. Meslek kuruluşları, sendikalar, sivil toplum örgütleri ve çeşitli başka oluşumlar, seçimden önce de Yeni Anayasa’nın nasıl olması gerektiğine dair toplantılar düzenledi, yurttaşlara danıştı, raporlar hazırladı. Bugünlerde ise “Yeni Anayasa nasıl olmalı” konusu kamuoyunda hararetli bir biçimde tartışılır hale geldi. Ayrıca, TBMM çatısı altında Ekim ayı içinde çalışmalarına başlayan bir  “Anayasa Uzlaşma Komisyonu” oluşturuldu ve Meclis Başkanlığı “Yeni Anayasa” adında bir websitesi kurdu.

Yeni Anayasa’nın nasıl olması gerektiğinin bu denli tartışılıyor olmasının umut verici olduğu söylenmeli. Tartışmaların, yorumların ve raporların çoğunlukla teknik/salt hukukî konulardansa Türkiye toplumunun hakiki sorunlarını ilgilendiriyor olması ise daha da umut verici : “Atatürk milliyetçiliği”, “Türklük”, “laiklik”, “devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü” kavramlarının tartışıldığına ve 1982 Anayasa’sının bu kavramlar çevresindeki maddelerinin değiştirilmesi ve bazılarının toptan kaldırılması gerektiğinin söylendiğine şahit oluyoruz. Silahlı kuvvetlerin rolü, vatandaşlık, eğitim dili, bölgesel yönetimler de en çok üzerinde durulan konular arasında. Devamını okuyun »

 

Olivier Roy

Kuzey Afrika ve Ortadoğu’daki halk ayaklanmaları 30 yıllık eski bir model kullanılarak yorumlandı: 1979 İran İslam Devrimi. Köşe yazarları; Müslüman Kardeşler ve yerel muadilleri gibi İslamcı grupların hareketin liderliğine geçeceğini veya iktidarı almak için hazır beklediklerini sanıyordu. Müslüman Kardeşler’in tutukluğu yorumcuları afallattı: İslamcılara ne olmuştu? Devamını okuyun »

 

Cengiz Alğan

Soldan siyaset üretenlerin 12 Eylül darbesi sonrası Türkiye siyasetine sunduğu en etkileyici, en somut, en çok tartışma yaratan kampanya, şüphesiz, “Yetmez ama Evet” kampanyasıydı. Anayasa değişiklik paketi oylaması öncesi kampanyayı başlatanların imzaya açtıkları metin şöyleydi:

“12 Eylül Anayasası’ndan ve ruhundan tümüyle kurtulmamızı sağlayacak yeni bir anayasa istiyoruz. Mevcut Anayasa değişiklik paketi 12 Eylül Anayasası’ndan tümüyle kurtulmak yönündeki taleplerimizi karşılamıyor. Ama bu paket darbe anayasasının çöpe atılması yönünde önemli bir ilk adımdır. Bu yüzden YETMEZ AMA EVET!” Devamını okuyun »

 

Garo Paylan

Gedikpaşa Ermeni Protestan Kilisesi Vakfı, 1950’li yıllarda, Anadolu’da kalan bir avuç  Ermeni’nin yetimlerine ve kimsesizlerine sahip çıkmak için bir yetimhane kurdu. Vakfın yöneticileri ilerleyen yıllarda çocukların yaz aylarını geçirmeleri için bir kamp kurmayı düşündü. Tuzla’da 1962 yılında büyükçe bir arazi satın alındı. Aralarında Hrant Dink’in de olduğu çocuklar ve ahparigleri üç yaz sabahtan akşama çalışarak barınacakları bir bina yaptılar. Sonra ağaçlar diktiler. Su kuyuları kazdılar… Devamını okuyun »

© 2011 Altüst Dergisi Suffusion theme by Sayontan Sinha