Marksizm’in Üç Kaynağı – Cemal Yardımcı

0

Marksizm’in üç kaynağının ne olduğunu herkes bilir: Alman felsefesi, Fransız Sosyalizmi ve İngiliz siyasal iktisadı.

Marx’ın hayatı ve eserlerine dair kabaca fikir sahibi olan birisi fazla çaba sarf etmeden bu sonuca varabilir: Daha öğrencilik yıllarında Marx, radikal görüşlerini Hegel’in felsefe sistemiyle bütünleştirmeye çalışan Genç Hegelcilerden biriydi. 48 devrimlerine doğru kaynayan Avrupa’daki bütün radikaller gibi onun da siyasî özlemlerinin kaynağı, Fransız İhtilalinin altüst ettiği toprakta yeşeren ve sosyalist bir toplum tahayyülünü siyasi bir mesele olarak gören anlayıştı. 1848 devrimlerinin yenilgisinden sonra ise Marx, neredeyse bütün mesaisini İngiliz siyasal iktisadından hareketle toplumun dinamiklerini anlama çabasına sarf etti.

Ancak “Marksizm’in üç kaynağının” sosyalistler arasında yaygın olarak biliniyor olması, Marx’ın düşünsel evrimine ve düşünce tarihine dair genel kültürden kaynaklanmıyor. Çoğu sosyalist için Hegel, Feuerbach, Smith, Ricardo, Saint-Simon ya da Fourier gibi isimler tanıdıktır; ama bu tanışlık Marx ya da Engels’in bu isimler üzerine yazdıklarından hareketle yazılmış yazılara, yani üçüncü ya da dördüncü elden bir bilgilendirmeye dayanır. “Marksizmin üç kaynağı” bilgisi yaygınlığını 19. yüzyıl sonlarında ve 20. yüzyıl başlarında Marx’ın düşüncelerini yayma ve işçi sınıfına taşıma çabalarına borçludur.

Modern sosyalizmin öncüleri

Marx’ın fikirlerinin işçi hareketi içinde kök salmasını sağlayan, Marksizm’i dünya ölçeğinde bir siyasî hareket olarak şekillendiren bu çabalarda “Marksizmin kaynakları” üzerine yazılmış birkaç metin özel bir önem taşıyor:

Bu metinlerin ilki, Engels’in Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm adıyla yayınlanan broşürü. Anti-Dühring olarak bilinen daha geniş bir eserin üç bölümünün Fransa’da kullanılmak üzere bir broşür olarak düzenlenmesi niteliği taşıyan bu broşür önce Fransa’da, ardından belli başlı bütün Avrupa dillerinde yayınlandı ve büyük başarı kazandı. Marx ve Engels’in 1848 devrimlerinin arefesinde genç devrimciler olarak kaleme aldıkları Komünist Manifesto, hem kapsamı, hem de devrimci coşkusuyla, zaman içinde Marksizm’in en çok tanınan eseri haline geldi; ancak 19. yüzyılın sonlarında durum böyle değildi. Bu dönemde Marksizm’in kitlelere tanıtılmasında, işçilere yönelik eğitim ve propaganda çalışmalarında temel araç bu broşür oldu. Bu kitap Marksizm’le, sosyalizmle, işçi hareketiyle ilişkili herkesin kütüphanesinde yer aldı. Kuşaklar boyunca Marksizm’e dair fikirlerin temelini oluşturdu.

Kitap “Ütopik sosyalizm”, “Diyalektik” ve “Tarihî maddecilik” bölümlerinden oluşur. İlk bölümde Engels, aydınlanma ve Fransız Devrimi’nin etkisi altında, kadim eşitlik ve adalet özlemlerinin nasıl akılcı ve radikal siyasî projelere dönüştüğünü sergiler. Geniş ufku ve derinliği ile Saint-Simon’u, keskin eleştirisi ve “diyalektiği Hegel’e denk bir ustalıkla” kullanışı ile Fourier’yi, liderliği ve cüretkârlığıyla Owen’ı övgüsünde cömerttir. Eleştirisi, “ütopik” kelimesinin çağrıştıracağı şekilde “hayalciliklerine”, somut olmayan, afakî meselelere takılı kalmalarına ya da yeterince devrimci, radikal olmamalarına ilişkin değildir. Tam tersine, modern sosyalizmin bu öncüleri fazlasıyla radikal, fazlasıyla akılcıdır. Engels’in eleştirisi, ütopik sosyalistlerin aklı her şeyin tek ölçüsü olarak gören aydınlanma ürünü bir bakış açısıyla sosyalizmi bir rasyonel tasarım meselesine, bugünün terimiyle bir toplumsal mühendislik projesine dönüştürmesidir. Modern sosyalizm ise insan aklının ideal bir toplum tasarlama yeteneğine bel bağlamaz; toplumsal dönüşümü belirleyen nesnel güçleri, sınıf mücadelelerini kavramaya, özlem ve ideallerinin fiilî taşıyıcısı ve asıl sahibi olan unsurları bu maddî gerçeklik içinde bulmaya çalışır.

Sonraki bölümde Engels Marksizm’i kendisinden önceki sosyalizmlerden ayıran bu perspektif değişimini Hegel’e ve diyalektiğe bağlar: Modern sosyalizm, toplumu hareket halinde, kendi iç çelişkileri ile dönüşen ve evrilen bir sistem olarak düşünmeyi, insanlık tarihini bu dönüşüm ve evrimin hikâyesi olarak görmeyi “Alman felsefesinin zirvesi” olan Hegel’den devralır. Bu karmaşık bütünün hareketini soyut bir fikrin mükemmelliğe doğru ilerlemesi, mutlak idea’nın kendini dünyada gerçekleştirmesi olarak düşünen Hegel’in idealizmini tersyüz ederek diyalektiği maddî bir zemine oturtur. Böylece insanlığın maddî varoluş şartlarının dönüşümünü ele almayı ve tarihi sınıf mücadeleleri üzerinden anlamayı mümkün hale getirir.

Bilimsel bir nitelik

Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm’in “Tarihsel maddecilik” başlıklı son bölümü kapitalist üretim tarzına dair Marx’ın kavramlaştırma ve değerlendirmelerinin özeti niteliğindedir. Engels, ilk sosyalistlerin özlem ve taleplerinin bu değerlendirmenin gözler önüne serdiği sınıf çelişkilerinin bir yansıması olduğu görüşündedir. Buna karşılık Marx’ın ekonomi politik eleştirisiyle geliştirdiği kavramlar ve çözümlemeler sosyalist özlemleri hayata geçirmenin imkân ve sınırlarına dair nesnel bir çerçeve sunmakta, sosyalizmi adaletsizliğe karşı bir çığlık olmaktan çıkarıp ona bilimsel bir nitelik kazandırmaktadır.

Engels’in broşürü ilk kuşak sosyalistlerin güçlü etkisi altında kitleselleşen ve siyasîleşen işçi sınıfı hareketi içinde Marksist fikirleri yayma amacına yönelikti. Marx’ın düşünce tarihi içindeki yerini belirlemek gibi bir hedefi yoktu. Yine de bu kitap Marksizm’i önceki sosyalistlerin düşünceleriyle karşılaştırarak tanıttığı ve Marx’ın temsil ettiği teorik sıçrayışı sergilediği için “Marksizm’in üç kaynağına” da ışık tutar: Akılcılık ve burjuva devrimleri çağının radikal devrimcileri ve ilk sosyalistler; 18. yüzyıl aydınlanma düşünürlerinin metafizik ve mekanik maddeciliğini aşmayı sağlayan diyalektik ve burjuva toplumunun ekonomik yapısını sistematik inceleyen siyasal iktisatçılar.

Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm bugün hâlâ her dilde çevirisi bulunan ve okunan bir kitap. Marksizm’i işçi kitlelerine tanıtan ikinci bir kitap, Kautsky’nin Marx’ın Tarihi Eseri, Engels’in broşürü kadar kalıcı olmadı. Ancak bu kitabın bugün nispeten unutulmuş olması, Marx’ın fikirlerini özetleyen ve popülerleştiren bu ve benzer eserleri ile Kautsky’nin 20. yüzyıl Marksizm’ini şekillendirmedeki katkısını azımsamaya neden olmamalı.

Kautsky’nin Marx’ın 25. ölüm yıldönümü için 1908’de kaleme aldığı bu kitap Marx’ın eserini düşünce tarihi içinde konumlandırırken ana hatlarıyla Engels’i tekrarlar. Ancak temel vurgu biraz farklılaşmıştır. Engels’in broşürü esas olarak işçi hareketi içinde, farklı ülkelerde, farklı sosyalist eğilimlerin şu ya da bu ölçüde etkili olduğu bir ortamda kaleme alınmıştır. Marksizm’in, “bilimsel sosyalizmin” diğer sosyalizmlerden nasıl farklı ve neden üstün olduğunu ortaya koymayı hedefler. Kautsky’nin kitabı ise Marksizm’in, en azından kıta Avrupa’sında işçi hareketi üzerinde büyük ölçüde belirleyici olduğu bir aşamada yazılmıştır. Farklı sosyalist eğilimlerin eleştirisi Marx’ın yaşamöyküsünün içinde geçmişe ait bir değerlendirme çerçevesinde yapılır. Kitabın ana tezi Marx’ın eserinin bütün bir Batı düşüncesinin devamı, son sentezi ve zirvesi olduğudur.

Kautsky İngiltere, Fransa ve Almanya’da düşünce geleneğinin evrimini bu ülkelerde kapitalizmin gelişimine dair farklılıklarla açıklar. Kapitalizmin en önce ve en hızlı geliştiği ülke olan İngiltere, “kapitalist üretim tarzının bilimi olan siyasal ekonominin” de en çok geliştiği ülkedir. Ekonominin daha az gelişkin olduğu ve küçük burjuvazinin ağırlığını hissettirdiği Fransa’da ise sosyal eleştiri ve siyasî düşünce öne çıkar. Ülkelerin sınıfsal yapısı ve siyasî kurumları İngitere’de uzlaşmacılığı güçlendirirken, Fransa’da radikalizmi ve devrimci heyecanı besler. Ekonomik ve siyasî açıdan daha da geriden gelen ve entelektüel enerjinin akacağı ticarî, sınaî, siyasî, askerî kanallar yaratamayan Almanya’da ise bu enerji kaçış yolunu saf düşünce ve sanat alanlarında bulur.

Marx ve Engels büyük eserlerini, “tarihin maddeci kavrayışını”, “toplumun proleter bilimini” yaratırken ekonomik düşünce ve belge birikimini İngiltere’den, buradan hareketle çağdaş toplumsal evriminin yönünü belirlemek için en uygun yöntemi Alman felsefesinden bulup aldılar. Hedefe ulaşmak için siyasî iktidarı ele geçirmenin zorunluluğunu Fransız Devrimi’nin derslerinden çıkardılar. “Modern bilimsel sosyalizmi, böylece, İngiliz, Fransız ve Alman düşüncesinde büyük ve verimli olan her şeyi kaynaştırarak yarattılar.”

İngiltere, Fransa ve Almanya’nın 19. yüzyılda Batı uygarlığının eksenini oluşturduğu düşünülürse Kautsky’nin bu değerlendirmesi Marx’ın sınıf mücadelesi ve düşünce tarihi içindeki konumunu belirlemekten çok, onu bir uygarlık peygamberi konumuna yükseltmeyi hedefliyor gibidir.

Proleteryanın muzaffer ilerleyişi

Marksizm’in kaynaklarına dair üçüncü metin, Lenin’in Marksizmin Üç Kaynağı ve Üç Bileşeni makalesi de Kautsky’nin kısmen sorumlu olduğu, kısmen yansıttığı bu anlayışla kaleme alınmıştır. 1913’te Bolşeviklerin yasal dergisi Prosveşçeniye (Aydınlanma) içinde yayınlanan makale asıl etkisini Ekim Devrimi ertesinde gösterir. Lenin’in Marksizm’e dair kısa ve özlü yazısı olarak Sovyetler Birliği’nde temel eğitimin zorunlu okumalarından biri olur; Marx, Engels, Marksizm derlemesinde ve Seçme Eserler’in ilk cildinde yerini alır ve bütün dünyada parti okullarının programlarında, eğitim ve propaganda çalışmalarında temel metinlerden biri olarak kullanılır.

Lenin makalesine Marksizm’in sekter, ayrıksı, donmuş bir öğreti olmadığını, tersine Alman felsefesinin, İngiliz siyasal ekonomisinin ve Fransız sosyalizminin büyük temsilcilerinin öğretilerinin doğrudan devamı olarak ortaya çıktığını vurgulayarak başlar. Ancak Marksizm’in eşsizliğini dile getirirken ilk cümlelerindeki ölçülülükle çelişen keskinlikte ifadeler kullanır: “Marksist öğretinin gücü her şeye yeter, çünkü doğrudur. Kapsayıcı ve uyumludur, hurafelerin, gericiliğin, burjuva zulmü savunuculuğunun hiçbir biçimiyle bağdaşmayan bütünsel bir dünya görüşü sunar insanlara.”

Marx’ı ve Marksizm’i yüceltici bu tür ifadeler ve birkaç sayfalık bir makale olmanın getirdiği köşeli ve keskin üslup bir yana, Lenin’in metni Engels’i özetleyerek tekrarlar. Sadece Engels’de başta olan “Fransız sosyalizmi” bahsi sona alınmış, Marksizm ile buluşmuş proleteryanın muzaffer ilerleyişinin altı çizilmiştir.

Üç temel eleştiri alanı

Marx’ın düşünce tarihinde nasıl bir sıçramayı gerçekleştirdiğini anlamaya çalışmak, Marx’ın geliştirdiği kavramların, fikirlerin, tezlerin soykütüğünü araştırmak heyecan verici bir entelektüel macera olabilir. Böyle bir çaba açısından -belki Engels’in broşürü dışında- bu yazıda ele alınan metinler başlangıç noktası olarak bile yetersiz kalabilir. Sonuç olarak bunlar Marx’ın fikirlerinin kaynaklarını derinlemesine ele alan metinler değil, bu fikirleri öncekilerle karşıtlık içinde tanıtmayı ve yaymayı amaçlayan, propagandaya yönelik metinlerdir. Önceki düşünürler Marx’ın temsil ettiği zirvenin etekleri olarak ele alınır. Engels’de ilk sosyalistler, Kautsky’de Avrupa uygarlığı, Lenin’de burjuva fikriyatı arka planda tutularak Marx’ın eserinin ana çizgileri sunulur. Alman felsefesinin, İngiliz siyasal iktisadının ve Fransız sosyalizminin büyük isimlerinin sosyalistlerin genel kültürüne dahil olması, Marx’ı işçi sınıfına taşıma, Marx’ın eşsizliğini gösterme ve Marksizm’in üstünlüğünü kanıtlama çabasının arızi bir yan sonucudur.

Bu durumun önemli bir sorun olmadığı düşünülebilir. Marx’ın düşünce tarihindeki yerinin incelenmesi Marksizm’in ve sınıf mücadelesinin en öncelikli meselesi sayılmaz. Ancak 20. yüzyıla damgasını vurmuş dünya ölçeğinde bir tarihî-siyasî akım olarak Marksizm’in kurucusunu nasıl algıladığı ve nasıl tanıttığı önemlidir. Bu metinler ve bunlardan hareketle kaleme alınan sayısız makale, kitap, eğitim notu, propaganda broşürü ile oluşturulan yüceltilmiş Marx figürü bu açıdan değerlendirilmelidir.

Marksizm’in üç kaynağına ilişkin bu metinler düşünce tarihi incelemeleri değil, Marx’ın temel fikirlerini işçi sınıfı içinde yayma çalışmaları. Ama tam da bu yönden, eğitim ve propaganda açısından, Marx’ı kitlelere taşıma çabası açısından bir kusurları var. Eksikliği hissedilen, hakkı teslim edilmeyen şey, Marksizm’in üç kaynağının aynı zamanda Marksizm’in üç temel eleştiri alanı olduğu ve bu eleştirinin niteliği.

Sürekli ve insafsız bir eleştiri

Engels’in Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm‘in Almanca baskısına önsözde gururla yazdığı gibi, bilimsel sosyalizmin ataları arasında sadece ilk sosyalistleri değil, Kant’ı, Fichte’yi, Hegel’i de saymak gerekir. Ancak genç Marx’ın ve Engels’in eserlerinin büyük bölümü (Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisi, 1844 Elyazmaları, Kutsal Aile, Feuerbach Üzerine Tezler, Alman İdeolojisi ve pek çok makale) ve Engels’in son eserlerinden Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu, Alman felsefe geleneğinin eleştirisi üzerinedir.

İlk sosyalistler ve onlardan etkilenen Fransız sosyalistleri, Fransız Devrimi’nin etkisiyle Avrupa’nın her yanında ortaya çıkmış radikal düşünürler ve devrimci akımlar, Marx’ın ve Engels’in sayısız yazısında eleştiri konusu olmuştur.

İngiliz siyasal iktisatçıları daha 1844 Elyazmaları’nda Marx’ın ilgi -ve kaçınılmaz olarak- eleştiri alanına girmiştir. Kapital bir ekonomi kitabı değil, alt başlığının söylediği gibi “Ekonomi Politiğin Eleştirisi” kitabıdır. Eleştirinin keskinliği, çöpü taneden ayırmak için harcanan muazzam çaba Kapital’de de izlenebilir. Ancak 1850’li yıllardan ömrünün sonuna kadar süren, bitmek bilmeyen -ve gerçekten de tamamlanmadan kalan- bu çalışmanın notlarında, elyazması taslaklarında ve yeniden yazımlarında eleştiri çabasının boyutları daha da çarpıcıdır.

Marksizm’in kaynaklarıyla ilişkisi esas olarak sürekli ve insafsız bir eleştiri ile şekillenir.

Sadece bunu söyleyip bırakmak da yeterli değildir. Marx’ın kendinden öncekileri ne kadar eleştirerek, dönüştürerek aşmış olduğunu söyleyip noktayı buraya koymak, onu tarih-dışı yüceltilmiş bir figüre dönüştüren, düşünsel donmaya, dogmatizme kapı aralayan anlayışa hizmet eder.

Bugün asıl altı çizilmesi gereken şey, Marx’ın sürekli ve insafsız eleştirisinin kendi düşünce dünyasının ana sütunlarına yönelik olduğudur.

Marx’ın eleştirilerinin çoğu zaman sert polemikler halini aldığı doğrudur. Ancak düşünsel ve siyasî hasımlarıyla, burjuvazinin temsilcileriyle genellikle polemik yapmaz. Çözümler, değerlendirir, siyasî gelişmeler öylesini gerktirdiğinde, onları olayların bağlamına yerleştirir. Çoğu zaman dipnotlarda alay konusu yapar. Eleştiri konusu yaptığı çoğunlukla kendisini derinden etkileyen düşünürler, bir süre önce paylaşmış olduğu fikirleri taşımayı sürdürenler ya da kader birliği yaptığı kişileri etkileyen isimlerdir. Düşünce dünyası öncelikle Genç Hegelciler grubunda şekillenmiştir. İlk ciddi yazıları, dolayısıyla ilk eleştirileri Hegel, Feuerbach ve Genç Hegelciler üzerinedir. Ateşli ve acemi 1848 devrimcilerindendir ve sosyalisttir. Siyasî görüşleri 1848 radikal devrimcileri ve Fransız sosyalistleri ile tartışma içinde olgunlaşır. Felsefî ve siyasî sosyalizmine sağlam bir temel kazandırmak için Smith, Ricardo, Mill ve diğer İngiliz siyasî iktisatçılarına başvurur. Onların görüşlerini eleştiri süzgecinden geçirerek, kısmen dönüştürerek benimser. Sonra benimsemiş olduğu fikirleri yeniden tartar, eleştirir, kısmen reddeder, kısmen yeniden dönüştürür. Kapital’i doğuran bu eleştiri süreci 1843 sonlarından ömrünün sonuna kadar sürer.

Marx’ın sadece hasımlarına değil, kendi fikirlerinin temellerine de yönelen sorgulayıcılığı, bitmek bilmez eleştirisi: Marksizm’in kaynaklarıyla ilişkisinin niteliğini de, temsil ettiği sentezin gücünü de, yönteminin özünü de burada aramak gerekiyor.

Share.

About Author

Leave A Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.