Şırnak’ta Çalışmak

0

Adem SELEŞ *

Otobüste üç beş kişi kalmışız. Muhabbete vurmuşuz. Muavin Mardin’de inmiş. Sadece kaptanla yola devam ediyoruz. Dolap sizin diyor; ne içmek isterseniz alın.

Ben “Üniversitede çalışıyorum” deyince içini döküyor: “İki oğlumu okutmadım, örgütçü olmasınlar diye. Sadece kızımı üniversiteye gönderdim.”

Ne yaman çelişki. Bazı bölgelerde okuyamayanlar, bazı bölgelerde de okuyanların şiddete meylini açıklamak gerçekten çok zor.

Sorunu toptancı okumak ve toptancı çözümler geliştirmek barışı getirmiyor. Suçlu çok. Adını yazmaya, üzerine konuşmaya mecalim yok. Çünkü faydası yok.

***

İki çocuk öldü. Sokakta oyun oynarken. Film çekimi değildi, mavi ya da kırmızı kablo. Yasak şehirde iki çocuk öldü, birileriniz devleti korurken, birileriniz devlet kurarken.

***

İdil girişinde kontrol için bekleyenleri sollayarak son sürat kontrol noktasına sürüyor otobüsü. Ben arka tarafa koltukların arasına kaçarken bağırıyorum: “Kaptan ne yapıyorsun, tarattıracak mısın bizi?” Durmaya çalışırken bana da laf yetiştiriyor: “Silopi’den saat 14:00’te İstanbul yazmışlar.”

Şu an saat 16:10. Daha bir saatlik yolu var. En az üç saat gecikme…

Polisler telaşlanıyor. Allah’tan sükûnetli davranıyorlar. Kızarak, bağırıp çağırarak yolun kenarındaki bir boşluğa otobüsü çekiyorlar.

Birinin geçim, birinin can korkusu. İkisi de aynı değil mi? Can korkusu çeken de geçim için orada değil mi? Geçim için otobüsü kontrol noktasına doğru süren kaptanda can korkusu yok mu?

Ne kadar bekleyeceğimizi Allah bilir artık. O kadar içten bir şekilde anlatıyor ki derdini, kontrolleri tamamlayıp bizi yola koyuyorlar hemen.

İdil’de birkaç öğrenci inerken bir kız öğrencinin inmesine müsaade etmiyor. “Baban aradı,” (tanıdığı biri falan değil), “Baban gelmeden seni indirmem” diyor. Sanki otobüsümüzün kaptanı değil, velimiz. Allah’tan baba geliyor da yola tekrar çıkıyoruz.

***

İki çocuk öldü. Sokakta oyun oynarken. Altı çocuktular. Kalan dördü sevindiler mi acaba yaşadıklarına? Oyun arkadaşı dört çocuk oldu, kader arkadaşı.

***

Otobüsten inerken alnından öpmek geliyor içimden.

Kolay iş değil buralarda yaşamak.

Sabahtan akşama birkaç kimliği, birkaç yüzü kullanarak.

Neyi, ne zaman, nerede kullanacağını şaşırmadan.

Bizimki ise başka bir kimlik sorunu. Kamu görevlisi kimliği Viranşehir’in doğusunda her kapıyı açabiliyor. Derdinizi anlatma şansınız oluyor.

İstisnaları yok değil. Kontrol noktasındaki kırmızı beyaz poşulu, kırmızı pantolonlu, saçları bağlı polis kurum kimliğimi beğenmiyor. Nüfus cüzdanımı istiyor. Bakınca da hemen yüzü değişiyor. Gülümsüyor; toprağım buralarda ne ararsın?

Aynı kimlik Viranşehir’in batısında ya da doğduğunuz şehre girerken özel ilgiye mazhar olmanıza neden oluyor.

Bakıyor, kurum resmî ama menşei Şırnak. Bagajı aç, çantanı aç, kaputu aç. Doğum yeriniz önemini kaybediyor artık.

***

İki çocuk öldü. Sokakta oyun oynarken. İki çocuk değil, iki anne iki baba öldü, yasak şehirde. Ben markete giderken yolumu değiştirme ihtiyacı bile hissetmeden iki çocuk dünyalarını değiştirdi.

***

Her haftasonu bir yere gidecektim, bölgeyi daha iyi tanımak için. Evden çıkmak ağır bir iş oldu. İlk geldiğimde zamanı ne kadar hoyratça kullanıyorlar diye düşünürdüm. Şimdi aynı durumdaydım.

Heyecanı ve hevesi öldüren bir sıradanlığın esiri olmuşum.

Okulun önündeki kontrol noktasında yanlış anlama sonucu perona girmeden yola devam eden aracın arkasından güvenlik görevlisi havaya birkaç el sıkıyor. Dönüp bakma ihtiyacı bile hissetmiyoruz.

Konya plakalı bir araç görüyorum. Birkaç metre ötede kontrol için bekliyor. Eskiden olsa adam kontrol noktasından çıkmadan dost olmuştum. Polise kimliğimi gösterip yoluma gidiyorum.  

Geçen hafta keşfettim. Niçin bir işe başlangıç yapamadığımı!

Su gider, elektrik gelir, internet gider, TV gelir. Bazen hiçbiri olmaz. Gündelik hayatınızdaki hiçbir imkân sürekli ya da istikrarlı değil. Bir filme başlasam? Ortasında ya elektrik ya da internet gider.

Ya bir olay ya da bir patlama sesi işinizi bölecek zaten.

***

İki çocuk öldü. Sokakta oyun oynarken. Yazı biterken bir arkadaşlarının da onlara katıldığı haberi geldi. Ağlamak için rakama ihtiyaç yok.

Bir damla, iki damla, üç damla gözyaşı dökmedi-dökemedi iseniz, çekmeye devam edin afyonunuzu en takvalısından!

* Adem Seleş Konyalı olup Şırnak Üniversitesi Basın Müşaviri olarak çalışmaktadır.23

Share.

About Author

Leave A Reply