Seks Ve Ceza

0

Ahmet Eken

Seks ve Ceza – Arzuyu Yargılamanın Dört Bin Yıllık Tarihi

Eric Berkowitz

Kolektif Kitap, 2015

Batı’da Aşk ve Cinsellik adlı derlemenin (İletişim Yayınları, 2015) önsözünde tarihçi George Duby, “Son yirmi, otuz yıldır biz profesyonel tarihçiler, bugüne dek bir kenara atılmış bir alana girdik. Bizden öncekiler, amatörlere, özellikle romancılara bıraktıkları bu alana bulaşmazlardı… Cinsellik ve Aşk, bugün tarihçilerin çok fazla ilgisini çeken konulardan ikisi” der.

Yayınlanan kitaplara ve bibliografyalara baktığımız zaman, Duby’nin 80’li yılların başında yaptığı bu doğru tespitin günümüz için de doğru olduğunu görüyoruz. Ve tabii söz konusu kitapların bazıları da Türkçe’ye çevriliyor. Eric Berkowiz’in Seks ve Ceza başlıklı kitabı bunlardan tanesi.

“Giriş” bölümünde şu satırları okuyoruz: “Kayıtlı tarihin en eski zamanlarından bu yana yasa koyucular, insanların cinsel hazları nasıl yaşayacaklarına dair sınırlamalar getirmeye çalışmışlar ve bunları pekiştirmek için… bir dizi denetim ve cezaya başvurmuşlardır. Tarihin her döneminde bazı cinsellik biçimleri teşvik edilirken, diğerleri amansızca cezalandırılmıştır. Bir ya da iki asır geriye veya ileriye gittiğimizde ya da bir ülke sınırını geçtiğimizde, bir toplumun zararsız eğlencesinin bir başkasının en ağır suçu olduğunu görürüz. Bu kitap da size bu hikâyeyi anlatmayı amaçlıyor.”

Yazar, kitabını 20. yüzyılın sınırında noktalamış; mercek altına aldığı alansa, eski Yakındoğu , Avrupa ve Amerika. Ve buralarda (kitabın kapsamadığı yerlerde de) “cinsel suç” olarak kabul edilen bir vaka yaşansa, bunun baş sorumlusu olarak hedefe kadınların konduğunu görüyoruz. Zinanın , fuhuşun, hatta tecavüzün bile baş sorumlusu kadınlar. Erkeklerin sahip olduğu pek çok haktan yararlanamazken, bir de üstüne pek çok günahın nedeni olarak görülüyorlar. Baskıların bir başka özelliği de riyakârlığı beraberinde bulundurmalarıı. Bunun tipik örneği fuhuş.

Fuhuş ve Kilise

Ahalinin hayatını her yanıyla denetlemek isteyen, baskı uygulayan egemenler her ne kadar fuhuşu yerin dibine soksalar da, ondan para kazanmayı da ihmal etmemişler. Mezopotamya’da tapınak gelirlerinin önemli bir bölümünü kutsal fahişelerin ücretleri oluşturuyor. Roma’da fahişelik yasal olarak yapılan ve vergiye tabi bir iş. Kilisenin emirlerine aykırı bir cinsel hayat yaşayanların çıkardığı günahlardan hem para alınıyor, hem de verilen bazı cezalar paraya çevriliyor.

Fahişeliğin kökü kazındığı taktirde “erkeklerin şehvetinin her yere sızıp dünyayı kirleteceğini düşünen” Kilise, bu işten para kazanmaya karar verip fuhuşun malî yanına da karışmış. Sivil yöneticiler de onlarden geri kalmamış. Genelevlere ağır vergiler konulmuş. Yazar bazı örnekler veriyor. Birkaçını okuyalım:

“1457’de Mainz Başpiskoposu aristokrat bir aileye genelev imtiyaz hakkı (verdi)… Avignon şehrindeki genelevin kurulmasını sağlayan yasa, başrahibeye anahtarı verip orada düzeni sağlama ve gelirlerin toplanıp toplanmadığını denetleme hakkı tanıdı… 1808’de Perpignanlı Dominik mezhebi, kendi genelevini yenilemek için cemaatten yardım topladı.”

Protestanlığın hızla geliştiği yerlerde ve ondan geri kalmak istemeyen Katolik Kilisesi’nin alanlarda genelevleri kapatma girişimi tam bir başarısızlıkla sonuçlanmış. Yalnızca gizli yerler ortaya çıkıp polisin aldığı rüşvetin tarifesi yükselmiş. Kadın ticaretinden önemli gelirler elde eden polisler her dönem, Kilise ve yöneticiler gibi, bu kazanç kapılarını açık tutmuş. Buna bir de zaman içinde pornografik yayınların ticaretinden gelen paralar eklenmiş.

Dev bir seks cenneti

İşin içine suç ve ceza girince, tarihte beyaz sayfa bulmak kolay değil, ama karanın her tonu bol miktarda mevut. Bu sayfalardan bazıları da, 15. yüzyıldan itibaren Amerika’ya göçen “fatihler”e ait. Bu yeni kıtaya ulaşır ulaşmaz ilk yaptıkları işlerden biri de kendilerini yarı çıplak karşılayan kadınlara tasallut etmek olmuş. Ülkelerinde aynı rezaletleri yapsalar ağır cezalar alacakları hareketler burada mubah görülmüş. Hatta kıtaya adını veren Amerigo Vespucci kıtayı dev bir seks cenneti olarak gösteren yazılar yazmış. Ancak tek simsar o değil, “diğer hikâyelere göre de bütün bölge, elde edilebilmek için yalvaran kadınlarla dolu.” Meğerse, onca yıldır güzel yerli kızlar bu sefil çapulcu sürüsünü bekliyormuş!

Lakin, bu arada ahlakî “yanlışları” düzeltmeyi de ihmal etmemişler! Yerliler arasında livatayı yasaklamışlar , yerlileri Hıristiyan olmaya davet edip iyilikle olmadığını görünce zorla yapmaya başlamışlar.

Yerlilerin aranan işgücünü karşılayamamaları üzerine, Afrika’dan getirilen köleler de kıtanın ilk sakinlerinin kaderini paylaşmış ve günümüze kadar devam eden bir trajedi yaşanmaya başlamış.

Müstehcenlik

Cinsellikle ilgili en yeni suçlardan biri, müstehcenlik. Eğer matbaa ve din adamlarının pornografiye merakları olmasaymış, böyle bir suç olmayacakmış. Ancak 15. yüzyılın sonunda basım ve çoğaltma tekniklerinin kullanılmaya başlamasıyla, bir zamanlar kısıtlı bir çevrenin tekelinde olan kitaplar herkesin hizmetine sunulmuş ve porno yazarlarının eserleri büyük bir ilgiyle karşılanmış.

Fitili ateşleyen, halk tabakalarının porno merakı değil, Vatikan’ın pornoya gösterdiği yakın ilgi olmuş. Ressam Giulio Romano (1499-1546), cinsel ilişkinin çeşitli türlerini gösteren 16 adet resim yapmış ve resimleri beğenen din adamları tabloları Vatikan’daki Sala di Constantino’nun duvarlarına asmış. Başlangıçta, “ev içerisinde” bu olay sadece beğeni kazanmış. Fakat ne zaman ki seçkin gravürcü Marcantonio Raimondi 1524’te resimleri çoğaltıp kitlesel dolaşıma sokmuş, o zaman ortalık karışmış ve Raimondi tutuklanıp Vatikan’da bir hücreye kapatılmış. Bir yıldan uzun süre orada kalan sanatçı sonunda yazar ve hicivci Pietro Arentino’nun Papa’dan rica etmesi üzerine serbest bırakılmış.

Hikâyenin bundan sonraki kısmı daha komik: Resimlerden çok etkilenen hicivci Arentino, her biri için bir şeyler yazmış ve bu şehvet dolu 16 sone gravürlerle birlikte kitap olarak basılmış. Büyük ilgi gören kitap Vatikan’da şok etkisi yaratmış, Papa derhal toplanıp yakılmasını emrettiyse de bir işe yaramamış, tüm Avrupa’ya yayılan kitap ve gördüğü tepkiler yeni bir dönemin başlangıcı olmuş. Bu dönem “şehvetli veya müstehcen şeylerle” ilgili kitapların gerek Vatikan gerekse sivil otoriteler tarafından sıkı takibe alındığı bir dönem olmuş. Ve günümüze kadar gelen uygulama başlamış.

Ancak baskı uygulamak isteyenler ne yaparsa yapsın, müstehcen yayınların ardı arkası kesilmemiş. Pornografi kitaplarla başladığı serüvenini dergiler, gazeteler ve sinemayla sürdürmüş.

Elbette aşkın ve cinselliğin başındaki dertler sadece bunlar değil, bunlar sadece bazıları. Kitapta sözü edilen diğerlerini de eklersek, kısaca “sevişmek belalı bir meseledir ” diyeceğim.

Share.

About Author

Leave A Reply