1915’ten sonra bitmiştir bu iş Zakarya Mildanoğlu ile söyleşi

0

“1915’ten sonra bitmiştir bu iş”

ermenice-sureli-yayinlar-zakarya-mildanogluZakarya Mildanoğlu’nun Ermenice Süreli Yayınlar 1794-2000 adlı kitabı Aras Yayıncılık tarafından yayınlandı. Mildanoğlu bu kitabında, ilk Ermenice gazete Aztarar’ın yayınlandığı 1794 yılından başlayarak 2000 yılına dek yayınlanan 3.650’ye yakın Ermenice süreli yayını bir araya getirmiş. Kitap, başta Türkiye, Ermenistan, Rusya, Amerika, Gürcistan, Azerbaycan olmak üzere dünyanın 42 ülkesinde yayınlanmış Ermenice süreli yayınları kronolojik olarak sunuyor. Sadece bir kronoloji sunmakla kalmıyor, Ermeni soykırımı ya da Ermenilerle ilgili bir olay veya tartışma her gündeme geldiğinde belge soranlara bir cevap niteliği taşıyor. Sadece Ermenilerin basın tarihini değil, bu topraklarda yaşayan herkesin yüzleşmekten korktuğu tarihi anlatıyor. Kitabı okuyunca akılda tek bir soru kalıyor; bir zamanlar sadece Misak-ı Millî sınırları içinde 41 merkezde yüzlerce Ermenice gazete ve dergi çıkarken, ne oldu da bugün sadece üç tane Ermenice gazete kaldı? Mildanoğlu ile hem bu sorunun cevabını hem de kitabın hikâyesini konuştuk.

Arife Köse: Ermenice Süreli Yayınlar (1794-2000) adlı kitabınız yayınlandı. Böyle bir kitap fikri nasıl çıktı ortaya?

Zakarya Mildanoğlu: Aslında böyle bir kitap yayınlama gibi bir fikrim yoktu. Yani bilinçli olarak başlanmış bir çalışma değil. Yaklaşık 20-25 sene önce başlayan bir hayaldi, şimdi gerçekleşti. İki oğlum var. Küçüğünü bir Ermeni okuluna, yuvaya vermiştik. Yuvadan döndüğünde Ermenice A, B, C yazmasına yardımcı olmaya çalışıyordum. Beş sene Karagözyan Yetimhanesi’nde, altı sene de Tbrevank’ta, 11 sene yatılı okudum. İyi Ermenice öğrendiğimi oğlumla birlikte çalışırken fark ettim. Evimizde Ermenice konuşulmazdı. Bilmiyorlardı. Annemin okuma yazması dahi yoktu, nasıl Ermenice öğretsin? Liseden sonra 30 sene hiç Ermenice konuşmadım.

– Ermeni arkadaşlarınızla Ermenice konuşmaz mıydınız?

– Liseden sonra dağıldık, ancak okul derneğinde birbirimizi görür hâle geldik. Yani kırk yılın başında bir merhaba falan diyoruz birbirimize Ermenice. Ayrıca o tarihlerde politik faaliyetler içinde yer almaya başladım. Ama oğlumla birlikte Ermenice’yi yeniden hatırlamaya başladım ve çok süratle hatırladım. Kütüphanemde üç dört tane eski Ermenice gazete vardı. Koymuşum rafa, öyle duruyorlar. Bugün bile hâlâ onları bana kimin verdiğini düşünüyorum. Tek bir ihtimal geliyor aklıma, Sarkis Çerkezyan, yani Sarkis Usta’mız vermiş olabilir, sürekli gazete ve kitap verirdi bana. Bir bakayım dedim. Çocuğa da gazete üzerinden Ermeni alfabesini öğretiyorum. Sonra bir gün, acaba bu gazetelerde neler var dedim. O güne kadar bakmamışım hiç. Ermeni basın tarihiyle ilgili bir makale okudum o gazetede. Ve çok şaşırdım. Hiç bildiğimiz konular değildi bunlar. Ermeni okulunda Ermeni kültürü, sanatı, tarihi öğrenmemiştik.

– Ermeni okulunda Ermeni kültürü öğretilmez miydi?

– Kesinlikle hayır. Yasaktı öyle dersler.

HAYRENİK (Vatan) İstanbul, 1870-1896; 1909-1910

HAYRENİK (Vatan)
İstanbul, 1870-1896; 1909-1910

– Ne okuyordunuz peki?

– Klasik müfredatın dışında sadece Ermenice dili. Ermeni öğretmenlerimiz fırsat buldukça sözlü olarak anlatırlardı. Lisede iki Ermenice öğretmenim oldu, ilki Ermenice Parkirk (sözlük) yazarı Keğam İşkol, diğeri Mıgirdiç Margosyan. Bu öğretmenlerimiz anlatırdı ve biz de not tutardık deftere. Ama o defterimiz gizliydi. Yani sıralarımızda durmazdı. Müfettiş geleceği zaman o defterleri saklardık. Üniversite yıllarında ise Sarkis Usta bıkmadan usanmadan anlattı. Yani gazetedeki o makaleyi görünce çok şaşırmıştım.  Bunu fark ettiğim tarih hâlâ çok kritik bir tarih. 12 Eylül uygulamaları hâlâ devam ediyor. Cezaevinden yeni çıkmışım. “Ben biraz ilgileneyim bu konuyla” diye düşündüm ve Ermeni basın yayın tarihiyle ilgilenmem böyle başladı. Gerçi evde yetmişli yıllardan beri birkaç tane Ermenice kitap vardı. O tarihlerde tercümesine giriştiğimiz ve boyumuzu aşan bir iş olduğunu fark ettiğimiz Marx ve Lenin’in Ermenice’ye tercüme edilmiş eserleri.

Daha sonra Ermeni basın tarihiyle ilgili kaynakça araştırmaya başladım. Sarkis Usta’nın en büyük hayali Ermenistan’a gitmekti. Bir olanak yarattık. Bizim Pakrat Estukyan birkaç arkadaşıyla birlikte Ermenistan’a gidiyordu. “Ermenistan’a götürmeni istediğim bir emanetim var” dedim. “Nedir?” dedi. “Sarkis Usta” dedim. “Başım üstünde yeri var. Seve seve götürürüm” dedi. Ve götürdü. Giderken de Sarkis Usta’dan bana kitap getirmesini istedim. Bu konuda Ermenistan’da yapılmış çalışmaların listesi. Yaklaşık 10-15 kitap. Ama baskıları eski, piyasada olup olmadığını bilmiyorum. Pakrat ile ikisi Ulusal Kütüphane’ye gitmiş, “Biz bu kitapları istiyoruz” demişler. Kütüphanedekiler “Yok bunlar” demiş. “Nasıl yok. Bulun bize, Türkiye’ye götüreceğiz” demişler. Ve o kitapların önemli bir kısmını getirmeyi başardılar. Böylece ilk temel kaynakçalara kavuşmuş oldum. Düşe kalka kitaplardan tercüme etmeye, liste çıkarmaya başladım.

puzantion-bizans-ermenice-sureli-yayinlar-gazete

PÜZANTİON (Bizans) İstanbul, 1896-1918

– Osmanlıca olarak da mı yok?

– Ya henüz tasnif edilmedi ya da yok ettiler. Yakın tarihlerde sordum, “Bizde yok” dediler. Halbuki arşivde bu yayınlarla ilgili binlerce bilgi olduğunu görüyorsunuz. Mesela diyor ki, “Masis gazetesinin altı ay kapatılmasına karar verilmiştir”. O dönemde saray sadece Türkiye’de çıkanları değil yurtdışında yayınlanan tüm gazeteleri de takip etmiş. Mesela saray Londra’ya, New York’a yazmış, “Orada çıkan Ermenice gazetelerin her birinden en az üçer tane gönderin” diye. Örneğin arşivde Amerika’da yayınlanan Ermenice bir gazetedeki bir makalenin tercümesi var. Hatta mesela Londra’da yayınlanan Hayasdan (Ermenistan) adlı bir gazete var. Ta buradan Londra’da yayınlanan gazetenin adının değiştirilmesini talep etmişler. Çünkü o sırada sansür yasasına “Bundan sonra Ermenistan kelimesi kullanılmayacak” diye bir madde ekleniyor. Yasaklar var. Birçok gazetenin yayınlanması ya da yurda girişi yasaklanmış. Bu yayınlar hakkında çok belge var, ama kendileri yok. Mutlaka olması lazım. Çünkü bugün bile bir gazete yayınladığınızda ilgili resmî mercilere gönderiyorsunuz.

– Hangi kaynaklardan yararlandınız peki?

– Sarkis Usta’nın Ermenistan’dan getirdiği kitaplar benim temel kaynakçalarım oldu. Sonra ben de birkaç kez gittim Ermenistan’a, kitap getirdim oradan. Bir yandan da sahaflardan, eskicilerden, internette müzayede sitelerinden gazete toplamaya başladım. Ciddi bir arşiv oluştu. Ermenistan Ulusal Kütüphanesi’nde bütün dünyada yayınlanan Ermenice yayınların hepsini buldum. Birinci kaynağım bu kütüphane oldu. Bir anekdot anlatmak istiyorum; Sarkis Usta’nın benim hayatımdaki yeri büyüktür. Kendisi bu kütüphaneye 1870’lerde İstanbul’da yayınlanmaya başlayan iki cilt Hayrenik (Vatan) gazetesini göndermiş. Ancak kütüphanenin gönderdiklerini alıp almadığını bir türlü öğrenememiş. Ben de gittiğimde bir sorayım dedim. Sarkis Usta 1909 Adana katliamı ile çok ilgilenirdi. Ailesinin bir kısmı orada katledilmiş. 1909 cildine bakayım dedim. Bir açtım ki üzerinde kırmızı mürekkeple bir el yazısı var “Sarkis Çerkezyan ve kitapları”. Meğer kütüphanede Sarkis Usta’ya ayrılmış özel bir dolap varmış.

Diğer kaynaklarım Viyana ve Venedik oldu. Viyana ve Venedik Katolik Ermenilerin önemli merkezleridir. Viyana’da dev gibi bir kütüphane var. Aynı zamanda müze. Araştırmacılar nereye müracaat edeceklerini bilsinler diye anlatıyorum. Ayrıca Lübnan ve bir de Kudüs ve Paris’te Nubaryan kütüphanesi var. Türkiye’deki Patrikhane arşivinde de çok sayıda örnek olduğunu biliyoruz.

Bu kitap “1915’te ne oldu?” sorusuna da önemli cevaplar veriyor. Ermeni halkının tarihinin bir dönemine ışık tutacak bilgiler içeriyor. Anadolu’da yapılmış Ermeni katliamlarının belgesidir. Günü gününe pek çok konu yazılmış bu gazetelerde. Telgraflar var. Bunun gibi yüz cilt hazırlayabilirim. Bu gazetelere gelen mektuplar yayınlanmış. Hamidiye Alayları’nın geleceği ile ilgili tartışmalar var. “Ne yapalım Hamidiye Alayları’nı? Feshedelim yoksa değiştirip edip başka şekilde mi istihdam edelim?” diye tartışmalar var. Aynen bu dönem korucular hakkında olduğu gibi. Ve Ermenilerin talepleri var. Ermeniler bu alayların kaldırılmasını istemiş ve bunu yazmışlar çeşitli yayınlarında. Bu gazetelerde 1915’in ayak seslerini duyuyorsunuz, adım adım geldiğini görüyorsunuz.

– Nerelerde görüyorsunuz? Neler yazılmış?

– Mesela Ermenilerin yazdığı mektuplar var; “Bu akan kanı durdurun” diyor. Ermeniler bu yayınlarda katliamların, talanların durdurulması için sıkıyönetim ilan edilmesini dahi istemiş. Böyle bir şey olabilir mi? Ama artık o kadar çaresiz kalmışlar ki sıkıyönetim istemişler. Ya da manşet atmış gazete, “Katliam korkusuyla daha ne kadar yaşayacağız” diye. Bazı gazeteler yasaklanmış. Bazı gazeteler direnmiş.

– Nasıl direnmiş?

– O gazetenin devamı olan bir gazete çıkmış örneğin. Bazıları da otosansürü tercih etmiş.

– Nasıl anlıyorsunuz otosansür uyguladığını?

– Örneğin, 1909 Adana katliamı bir süre gazete sayfalarını işgal etmiş. Ancak bir ay sonra bakıyorsun, tek kelime yok. Bıçak gibi kesilmiş. Hatta başyazarı da otosansürü kendisi anlatmış; “Beni Divan-ı Harp’e çağırdılar, dikkatli yazmam için uyardılar” diye yazmış gazetesinde. Bazı gazetelerde 1915 sonrası Anadolu ile ilgili haberler bıçak gibi kesiliyor.

1915 bu anlattığınız tarih içinde nereye oturuyor? Neler gözlemlediniz bu yayınlarda?

1915 Nisan ayı ile birlikte İstanbul’da toplanan ve sürgüne gönderilen aydınların önemli bir kısmı aynı zamanda gazeteciydi. yayın sahipleri, başyazarları, editörleri, hatta çaycısı vardı. İstanbul ve Anadolu’daki Ermeni basın yayın hayatı 1915’te katledildi. Anadolu’da yayınlanan gazetelerin hepsi yok oldu. İstanbul’da sadece bir iki tane kaldı.

Bu yaşananlardan, soykırımdan hiç bahsetmiyorlar mı?

Türkiye’de yayınlananlarda tek satır yok, ancak yurtdışında yayınlananlar sorunu ele alıyor. Türkiye’de yayınlananlarda binlerce kayıp ilanı var: Sivas’ın bir köyünden koskoca bir ailenin tüm fertlerinin adları sıralanarak, en son Urfa yolu üzerinde görüldükleri, “Görenlerin şuraya haber vermeleri” diye. Bu ne? İşte bu soykırımın ilanı.

Kitapta ilginç bir şey dikkatimi çekti; soykırımdan sağ kurtulmayı ya da kaçmayı başaranlar gittikleri yerde çıkardıkları yayınlara örneğin Yeni Sivas, Yeni Kayseri gibi isimler vermişler.

Kırımdan kurtulanlar dünyanın dört bir yanına dağılıyor. Ağırlıkla Güney Amerika’da Arjantin, ABD’de New York, Boston gibi şehirlere yerleşiyorlar. Oralarda yeni köyler, mahalleler oluşturuyorlar ve Yeni Maraş, Yeni Antep, Yeni Sivas başlığıyla gazeteler yayınlıyorlar. 1950’lerden sonra ise Ermenistan’da toplananlar Yeni Maraş, Yeni Sivas adıyla köyler kuruyor. Çünkü Ermenistan devleti tüm dünyadaki Ermenilere “vatana dönün” çağrısı yapıyor. Dünyanın dört bir yanına dağılmış olan Ermenilerin çoğu buna uyuyor. Mesela Arjantin’den kalkıyor gemiler dolusu insan Ermenistan’a geri dönüyor. Bu söylediklerimin hepsi bu yayınlarda var. Ben bunların hepsini o gazetelerden öğrendim. Mısır’dan 800 kişi dev gibi bir gemiye binip İstanbul Boğazı’ndan geçerek Ermenistan’a dönmüş. Çok trajik hikâyeler var o gemilerin içinde yaşanan.

Çok geniş bir zaman dilimi içinde binlerce yayın var kitabınızda. Ne tür yayınlar bunlar? Türlerine göre tasnif edebildiniz mi?

Ermenilerin değişmez bir üçlüsü vardır. Nerede yaşıyor olurlarsa olsunlar, beş on kişi de olsalar, hemen küçük bir kilise açar ve onun etrafında hayat kurmaya başlarlar. Kilisenin hemen yanına bir okul inşa ederler. Üçüncü vazgeçilmez ise yayındır. Mutlaka, tek bir sayfa da olsa gazete çıkarırlar. Bu gazetelerin bir kısmı kiliselere ait. Ama kiliseye bağlı olmayan dinî yayınlar da var. Çok sayıda okul yayını var. İzmir, İzmit, Harput’ta, Van gibi yerlerde Ermeni okullarının kendi matbaaları var. İzmir Mesrobyan Okulu Avrupa’da yayınlanmış bütün klasiklerin Ermenice’ye tercüme edilip basıldığı bir okul. Victor Hugo’nun Sefiller kitabı çevrilip basılmış ve sadece İzmir’de sekiz baskı yapmış. Bazı okullarda, okul matbaasından ayrı olarak öğrencilerin kendi matbaaları da var. Daha sonra bu matbaaların yerini teksir makineleri aldı. Örneğin ben öğrenciyken bizim çıkardığımız bir Ermenice, bir de Türkçe dergimiz vardı. Eğitim yayınları var. Pedagoji yayınları, Ermeni siyasî partilerinin yayınları var.

HAY GİN (Ermeni Kadın) İstanbul, 1919-1932

HAY GİN (Ermeni Kadın)
İstanbul, 1919-1932

Legal yayınlar mı bunlar?

Partiler legal zaten. Türkiye’de tarihçiler bugün o partilerin illegal olduğunu söylüyor, ama doğru değil. Haraç diye bir gazete var, “ileri” anlamına geliyor. Bu gazetenin binası hâlâ duruyor. Taşnak Partisi bu binada bir kongre yapıyor ve bu kongreye İttihat ve Terakki delegeleri katılıyor. Şunu söyleyebilirim; bu dönemde Ermeni siyasî partilerinin Rusya, İngiltere gibi ülkelerde illegal olarak yayınladıkları gazeteler var, ancak Türkiye’de illegal olarak çıkardıkları herhangi bir yayın yok. Hepsi yasal yayınlar. Türkiye’de Ermeni anarşistlerin çıkardığı bir gazete bile var. Cagadamard (“Muharebe”) diye bir gazete var, 1910’da ilk sayfasını 1 Mayıs’a ayırmış. Demiş ki “Yarın matbaamız kapalı, çünkü yarın bayram”. Bunların bir kısmı teorik yayınlar, sosyalizmin teorisi, Marksizm ile ilgili. Bu anlamda çok fazla Ermenice yayın var. Bu partilerin gençlik kollarının, kültür kollarının çıkarmış olduğu yayınlar var. Hayganuş Mark’ın yayınladığı Hay Gin (“Ermeni Kadın”) başlıklı feminist bir yayın var. Hukuk ve tıp dergileri var.

Hayata dair her şey var bu dergilerde. Tarım ve ziraat dergilerinin içinde Anadolu’dan haber de, yurt dışındaki ziraî gelişmelerle ilgili haber de var. Hukuk, tıp ve sağlık, tiyatro, müzik gibi farklı alanlarda yüzlerce yayın var. Elbette zengin bir mizah yayını var. Çok çile çekmiş mizah yayınları tabii. Sürekli ceza yemiş, kapatılmış. Hatta bazılarının isimleri o kadar anlamsız kiİ Örneğin bir dergi kapatılmış, üç gün sonra adını Hihihih olarak değiştirip devam etmiş. “Hihihih” diye isim mi olur? Olmuş işte. Edebiyat ve sanat yayınları var. Ermeni harfli Türkçe yayınlar kategorisi var. Yani Ermeni harfiyle yazılıyor, ama okuduğun zaman Türkçe okuyorsun.

Bugüne gelirsek… O kadar çok şey var ki konuşacak, daha bugüne gelemedik, hatta Cumhuriyet’e bile gelemedik.

1915’ten sonra gelecek bir yer yok zaten. 1915’ten sonra bitmiştir bu iş artık. 1922’ye kadar İzmir’de birkaç tane gazete ve dergi çıkıyor, 1922’de orada da bitiyor.

SEV GA DU (Kara Kedi) Mizah dergisi, İstanbul, 1912-1913

SEV GA DU (Kara Kedi) Mizah dergisi,
İstanbul, 1912-1913

Bu yayınların içeriği ile birlikte düşündüğünüzde, Ermenilik ne zaman bir sorun olmuş bu topraklarda?

Can ve mal güvenliği ile ilgili sorun her şeyi altüst ediyor. Bir de yağma. Ermeni köyleri, kiliseleri, manastırları oldukça erken tarihlerde yağmalanmaya başlanıyor. Yani can ve mal güvenliği Anadolu’da Ermeniler için hiç eksik olmayan bir sorun. Bence bu olay aslında 1070’de Alpaslan’ın Anadolu’ya girmesiyle başlamıştır. Ermeniler Alpaslan’ın Anadolu’ya girmesi için önemli bir askerî destek vermiştir. Ancak Alpaslan’ın yaptığı ilk işlerden biri tarihi Ani şehrini yağmalamak olmuştur. Yağma o zaman başlamıştır. 1915 falan dediğimizde bu zihniyetin o tarihlere dayanan kökleri olduğunu unutmayalım, 1915 bu sürecin en son adımı. Osmanlı döneminde bugünkü Cumhuriyet sınırları içinde 41 yerde Ermenice gazete yayınlanmış. Bu, 41 yerleşimde Ermenilerin matbaası var demektir. Bu gazeteleri okuduğunuzda bu haberlerin hepsini görüyorsunuz. Ermeni birisi Sivas’ın köyünden Patrikhane’ye mektup yazmış, “Geldiler, işgal ettiler, değirmeni aldılar elimizden, ailemi vurdular” diye. Bu mektuplar Patrikhane’ye gidiyor, Patrikhane bunları Babıâli’ye ulaştırmış. Ermeni Millî Meclisi tarafından oluşturulan Toprak İşgalleri Komisyonu’nun yayınladığı ve saraya da ilettiği raporda binlerce belge bulunuyor. Belge mi arıyorlar? İşte belge, bunlardan iyi belge mi olur? İlla “Katledin” emrini veren bir telgrafı mı görmek lazım.

Peki, bugün kaç tane gazete var?

Üç tane.

Bir de sizin Türkiye solu içindeki deneyiminizi sormak istiyorum. Eski ignion-konya-ermenice-dergi-ermenice-sureli-yayinlarTKP’nin üyesiydiniz. Sol içinde Ermeni olmak nasıl bir deneyimdi? Konuşulur muydu bu konular ya da nasıl konuşulurdu?

Ben lise son sınıftayken, TKP’ye girmeden önce birinci TİP içinde çalıştım. O da yine Sarkis Usta aracılığıyla olmuştu. Üniversiteye girdiğim zaman zaten solcuydum. Türkiye’de de bu TKP konusu konuşulmaya başlanmıştı. Sol hareket içinde Ermeniler, Rumlar, Museviler diye bir konu var sonuçta. TKP’de Merkez Komitesi’nde bile görev alan Ermeniler vardı. İllegal bir partiydi tabii o zaman. Ben TKP’ye üye oldum ve uzun yıllar çalıştım. Ama parti içinde Ermenilerle ilgili hemen hemen hiçbir şey konuşulmazdı. Kod adlarımız bile Türkçe idi. Ben itiraz ettim, “Niye bana Ahmet, Mehmet diye Türkçe isim veriyorsunuz? Bana Ermeni kod adı verin” dedim. Sonra bana bir Ermeni kod adı verdiler. TKP’de de bir Kemalist damar vardı sonuçta. Komintern döneminde yapılmış olan toplantılar var. Onların tutanakları var. Konu Ermeni soykırımı. Tam bir Kemalist bakış açısı hâkim bu tutanaklarda. “Ermeniler de biraz rahat dursalardı” diyorlar! TKP’deki o Kemalist damar çok açıkça görülüyor. TKP’nin önemli kademlerinde Ermeniler görev aldı tabii, ancak bilinmeli ki sosyalizm Türkiye’de TKP ile başlamadı. Ondan çok önce grevler var, sendikalar var. Bunları kuranlar ve başlatanlar hep Ermeniler ve Rumlar. Bulgaristan, Yunanistan Ermenileri var.Tramvay işçileri grevi, 1910’da 1 Mayıs kutlaması. Bunlar hep Ermenilerin, Rumların, azınlıkların önde olduğu işlerdi. Marx, Engels ve Lenin’in pek çok eseri ilk baskılarıyla birlikte İstanbul’da, İzmir’de Ermeniceye tercüme edilmiş.

2015 ile, Ermeni soykırımının 100. yıldönümü ile ilgili düşüncelerinizi alarak bitirelim isterseniz. Özellikle devletten ne bekliyorsunuz 2015’te?

Ben 2015’e kilitlenen birisi değilim. Elbette bir soykırımın yüzüncü yılı, bir önemi var tabii ki. Ben çok büyük bir değişiklik olacağını zannetmiyorum. Belki Erdoğan taziye açıklamasını bir adım ileri götürebilir. Sivil toplum örgütlerinin bazı hazırlıkları var. Belki de 2015’i bir başlangıç olarak görmek lazım. Bu konu daha çok yeni konuşulmaya başlandı. Her kesimin üzerine düşen şeyler var. Erdoğan’ın taziye açıklaması problemli ama önemliydi. Devletten birileri Ermenistan’daki anmalara katılsa çok anlamlı olur. Sınırın açılması konusunda bir adım atılabilir. Şu anda İstanbul’da kaçak yaşayan 40-50 bin Ermenistanlı var. “Gelin” demek yetmez, bu çağrının samimiyetine bakmak gerek. Bunlara ikinci bir kimlik verilebilir. Bir başka önemli sorun, Ermenilerin mal ve mülklerinin ne olacağı. Ellerinde Osmanlı tapusu olan binlerce Ermeni var, kapalı olan tapu kayıtları var. Örneğin Yozgat ve Kayseri tapu kayıtları açılsa benim sülaleme ait tüm varlıklar açığa çıkacaktır. İşte “Ermenilerin gözü hâlâ bu topraklarda, bölmek istiyorlar” gibi paranoyalardan kurtulmak, üzerinde düşünülmesi ve bir bürokratik işkenceye dönüştürmeden sağlıklı çözümler üretilmesi gerekiyor.

Share.

About Author

Leave A Reply