İnsana ne açıdan bakmalı?

0

Tolga Yıldız

Bir karıncayı mikroskop altında incelerseniz, bir karıncanın ne olduğu hakkında birçok şey söyleyebilirsiniz. Fakat aslında karınca olmanın ne olduğunu halen açıklamış olmazsınız. Bana göre, bu, sadece bir karınca sürüsünü ve bu sürünün diğer birçok şeyle bağlantısını incelediğinizde mümkün olabilir. Çünkü, bir süredir “süper-organizma” olarak düşünülen karınca sürüleri, karınca olmaya anlamını veren şeyin ta kendisidir. Eğer öyleyse, bir insan olmayı açıklama hakkında ne düşünebiliriz?

Güncel gelişimsel ve karşılaştırmalı psikoloji, primatoloji ve antropoloji bulguları, “insan” kavramının köktenci bir şekilde “etkileşimsel” anlaşılması gerektiğini ortaya koyarak “bireysel”ci açıklamaları ciddi şekilde zorlamaktadır. Bu yeni bulgular ve tartışmalar, yüksek düzeyde zihinsel süreçleri ortaklaşa sürdürebilen (kafa kafaya verebilen) bir “grup” yaşantısının insan açısından vazgeçilmez olduğunu düşündürmektedir.

Kaseti başına sardıkça şunu görüyoruz, insan aslında basit anlamda maddedir. Bu maddenin her şeyden daha öncül bir sıfatı olarak bir canlı olduğunu biliyoruz. Fakat bu noktada insan tek başına değildir, en azından mavi gezegende yüz binlerce farklı türde canlı olduğunu da biliyoruz. Peki, insanı diğer canlılardan ayıran şey(ler) ne(ler)dir?

Psikoloji için buna verilecek olası yanıtları ele alalım: Araç yapıp kullanma ise, bunu şempanzeler de yapıyor; dil kullanmak ise, papağanlar da bu konuda bizleri yanıltacak kadar becerikli; öğretme ve öğrenme esnekliği ise, karıncalar gerçekten bu konuda gayet başarılı. Doğru, insan tüm bunları yapabilen bir tür, ama yine de sadece bu başlıklar altında insanın ayırt edici yönünü ortaya koymak zor.

Düşünme derken?

İnsan, düşünüşü ile diğer tüm bilinen canlı türlerinden ayrılır, evet. Birey olarak düşünüşü ile değil, bir grup olarak (sosyal psikolojik anlamda “içinde” değil, antropolojik açıdan “olarak”!) düşünüşü ile ama. Evrimsel Antropoloji için Max Planck Enstitüsü (Leipzig, Almanya) yöneticilerinden Michael Tomasello ve ekibine göre, insan yavruları ile onların en yakın evrimsel akrabaları olan diğer maymun türlerini kesinlikle birbirinden ayırt eden yetiler, bir grup olarak niyet anlama ve niyet paylaşmadır (ortak niyetsellik). Ortak niyetin temel bileşeni, nesnelere yönelik ortak dikkattir. Buradaki önemli bir kavram “atıf üçgeni”dir.

Tomasello’ya göre, ortak dikkat ve atıf üçgeni, yani “ben, başka biri ve bizim nesnemiz” bağlamı, çocuğun başkalarının farklı niyetsel failler olduğunu anlamasını ve onlarla çoğu zaman işbirlikçi etkileşimlere girmesini sağlamaktadır. Tersine, şempanzelerin sürü davranışlarının altında, işbirlikçi süreçler olan ortak dikkat ve atıf üçgeni yoktur. Şempanzeler, başka şempanzelerin kendileriyle ortak niyetlerinin olabileceğini anlamıyormuş gibi, sürü içinde işbirlikçi olmayan/bireysel davranışlar gösterir. Örneğin yüksek bir yerdeki muzu almak için biri diğerini omuzlarına almayı düşünmez. Hadi aldı diyelim, söz konusu yiyecek olduğunda, muzu alan şempanzenin paylaşmasını beklemek, araştırmalara göre, aptallık olur. Fakat çocuklar, ortak işe eşit ödül paylaşımını kendiliğinden yapıverir (Tomasello, 2009).

Kısacası, insan yavruları nesnelerle doğrudan bir ilişki içinde değildir. Nesneyle kurulan ilişki (what / ne) kadar, ortak dikkatin odağındaki o nesne üzerinden bir ötekiyle o nesne hakkında kurulan ilişki (how / nasıl) de önemlidir, hatta çoğu durumda ayırt edici şekilde daha önemlidir. Nesnelerle tek başına oyunun (örneğin gayet karmaşık bir oyun olan –mış gibi rol oyunu) altında bile atıf üçgeni yer alır. Çocuk, sosyal-özel-içsel konuşma basamaklarını sırasıyla geçerek ötekilerin bakış açılarını da dil dolayımıyla içselleştirebilir hale gelir. Bu noktadan sonra nesneye bakış, sosyal bir bakıştır, çok perspektiflidir, kavramsaldır. Nesneleri keşif/icat ve onlar hakkındaki bilgiler, insan için, aslında sosyal bir iştir.

Sosyal derken?

Zihin okuma, her insan bireyinin çevresindeki diğer bireylere ve hatta hareket eden tüm canlılara zihinsel durumlar yüklemesini anlatmaktadır. Bu edimin doğuştan geldiği fikri, doğru hazırlanmış bebek çalışmalarıyla ikna edici hale gelmektedir. “İnsanın doğumunda(n itibaren) sosyal bir varlık olduğu”na yönelik Marksist psikolog Vygotsky’nin (1934-1994) o ünlü hipotezi, neredeyse bir yüzyıl sonra tekrar destek bulmaktadır böylece.

Hatta erken çocuklukta görünen animizm (canlıcılık) de bu görüşe göre anlamlı bir davranış niteliği kazanır. Animizm, çocuk düşüncesinin yetersizliğinden değil, sosyal yönden deneyimsiz olmasından kaynaklanmakta olabilir: Çocuklar, doğuştan getirdikleri bir itki olarak çevrelerinde temas kurdukları her şeye bir zihin atfeder. Bu atfediş, henüz çok perspektifli ve esnek olmasa da, istisnasız gibidir. Yani insan yavrusu, çevresindeki her şeye aktif zihinsel varlıklar (canlılar) olarak bakar ve ona göre eyler: Örneğin çarptığı sehpaya dönüp vurur ve kızar, yani o şeyi bir daha kendisinin canını acıtmaması için cezalandırır!

Burada zihin okumanın, insan zihninin çekirdek öğesi olduğu fikri kendisini ön plana çıkarmaktadır. Bu konudaki öncü hipotezleriyle tanınan ABD’li filozof Peter Carruthers’e göre, zihin okumanın iki boyutu vardır: Kendiliğinden (bilinçsiz) ve yorumsal (bilinçli). Yorumsal (önermesel) zihin okumayı, hatırlama deneyiminin “şunu hatırlıyorum/unuttum” sürecine benzetebiliriz. Hafızamız olduğunu, hafızamızı belirli kurallara/stratejilere göre kullanabileceğimizi, bu bilgilerle hafızamıza hükmettiğimizi, hatta bir başkasının da hafıza süreçlerine aynı bilgilerle hükmedebileceğimizi biliriz. Ancak neyi, nasıl hatırladığıma yönelik birtakım atıflarım/yorumlarım olsa da, hatırlama deneyiminin neden ve nasıl olduğu benim için halen karanlık bir kutudur. Bu deneyim, psikoloji bilimi için bile karanlık bir kutu olmalı ki, hakkında çeşitli hipotezler ve kuramlar vardır! “Zihin okuma” da, hafıza gibi zihnin çekirdeğinde yer alan bir karanlık kutudur işte. Zihnimize doğuştan gömülü olan ve ömürlerimiz boyunca bizleri birbirimize çeken evrensel bir mıknatıs gibidir!

Demem o ki, “sosyal” olmayı, “zihin okuma”yı bilinçli bir şekilde durduramazsınız, “istersem çevremdeki canlıları taş gibi görebilirim” diyemezsiniz. Orada bir şey kıpırdıyorsa, çocuk olmanız gerekmez şu şekilde düşünmeniz için: O kıpırdayan şey, niyetli bir canlıdır büyük ihtimalle; hayalet, cin, katil, hırsız, fare ya da aileden biri… Rüzgâr ya da gölge değildir ilk etapta! Yani insan, başka insanlarla soyut kültürel bağlamlarda yaşamaya adapte olmuş bir türdür, gölgeden rüzgârdan topraktan paradan makineden evvel. Zihninin temel niteliği sosyalliğidir. İnsan evrimi ile kültürleri arasındaki bu yakın tarihsel bağın en ilgi çekici kanıtı olarak, sadece insana özgü olan şu iki heyecan öne sürülmektedir: Suçluluk ve utanma. Dünya üzerindeki başka hiçbir türde bu heyecanlar gözlenmez, çünkü bu heyecanlar insancıl düzeyde bir zihin okuma yetisi, bir sosyal perspektif gerektirir.

Dil derken?

İnsan zihnini perspektifsel, sembolik, normatif ve temsilsel, yani sosyal bir zihin olarak tanımlamak gerekmektedir. Yeryüzünde sadece insanlar, bilgiyi iletişmekle kalmaz, onu konuşarak oluşturmakta da işbirliği yapar: ‘İletişim’ ile ‘konuşma’ arasında insan açısından ciddi bir farklılık vardır: İnsan, karşısındaki insanı da zihinsel bir varlık (fail) olarak düşündüğünden, hem ona ve hem de ikisinin bağlamına göre karşılıklı olarak konuşur. Hâlbuki şempanzeler, çevrelerinde başka bir şempanze olup olmamasına aldırmadan bir uyaranın varlığını her zaman aynı biçimde çevrelerine iletmeye çalışır.

İnsanlar, ortak dikkat odağındaki nesneleri konuşma dolayımıyla “epistemik” halde yapılandır. Yani insanlar “kafa kafaya verir” ve dünyayı elbirliği ile değiştirir. İşte bunu yapabilen tek tür insandır. Hatta insan bilgiyi matematik ve/veya dil gibi tarihsel araçlarla zihinsel bir arazide inşa ederken, onu aynı araçlarla sembolleştirir, arşivler ve diğer kuşaklara da aktarır. Böylece bilgi, sadece zihinsel değil, aynı zamanda tarihsel ve toplumsal bir ürün/paylaşım olarak da ortaya çıkar.

Kültür derken?

İnsanın bilgi edinme kaynakları ve yolları, diğer evrimsel yakın akrabalarımız olan şempanze, orangutan, goril ve bonobolardan “kültür” niteliği ile farklılaşır. Tersi gibi bir iddiayı, Leipzig Okulu’nun şempanze, orangutan ve 2,5 yaş insan yavrularını aynı bilişsel görevler üzerinden karşılaştıran ünlü araştırması çürütmüş görünmektedir. Bu araştırmada, bu üç türün fiziksel/nesnel dünyaya yönelik görevlerde anlamlı bir seviyede birbirinden farklılaşmamış olmalarına rağmen; 2,5 yaş insan yavrularının diğer türlerin yetişkin bireylerinden sosyal dünyaya yönelik görevlerde anlamlı derecede daha yüksek skorlar elde etmesi, gerçekten önemli bir mesaj vermektedir.

Uzayı keşfe çıkan insanın, sadece birey olarak ne zihinsel potansiyeli varsa, bir şempanzenin de birey olarak neredeyse aynı zihinsel potansiyeli vardır (unutmamak gerekir ki DNA seviyesindeki farklılığımız yüzde bir kadar bile değildir). Fakat insan, diğer insanlarla sosyolojik bir kopmaz bağ kurmuştur. Bu nedenle onu artık tek başına değerlendirmek büyük hata olacaktır. Onun uzaya çıkışının ardındaki tüm serüven, aslında milyonlarca yıllık insanlık serüvenidir, basit anlamda kişisel bir başarı değil. Karikatürleştirirsek, bir şempanzeyi uzaya çıkarken görseydik işte ona bireysel başarı derdik. Ama bir insanın uzaya çıkması, ideolojik nedenlerle ve normatif kurallarla yan yana gelmiş bir grubun çok karmaşık bir işbirliğinin sonucudur!

Sonuç olarak, tek bir kıssadan hisse ile, günümüz ekonomi ve toplum modellerinin biz insanlardan çok maymunlar için uygun olduğunu söylesek, büyük bir ayıba parmak basmış olmaz mıyız sizce de?

 

Kaynaklar

Carruthers, P. (2009). How we know our own minds: the relationship between mindreading and metacognition. Behavioral and Brain Sciences, 32.
Fernyhough, C. (2008). Getting Vygotskian about theory of mind: mediation, dialogue, and the development of social understanding. Developmental Review, 28.
Tomasello, M., Carpenter, M., Call, J., Behne, T. & Moll, H. (2005). Understanding and sharing intentions: the origins of cultural cognition. Behavioral and Brain Science, 28.
Tomasello, M. (2008). How are human unique? The New York Times, May 25 2008.
Tomasello, M. (2009). Why We Cooperate? The MIT Press.
Vygotsky, L. S. (1934/1994). Thought and Language. A. Kouzlin (Ed.). The MIT Press.

 

Share.

About Author

Leave A Reply