3 Enternasyonal: Devrimci sosyalizmden stalinizme

0

Volkan Akyıldırım

Ağustos 1914’te 1. Dünya Savaşı patlak verdiğinde uluslararası sosyalist hareket büyük bir bölünme ve dağınıklık sürecindeydi. 2. Enternasyonal partilerinin savaşı desteklemesi karşısında Lenin, yeni ve devrimci bir enternasyonalin kaçınılmaz olduğuna inaniyordu. Bolşevik Partisi Merkez Komitesi’nin 1914 sonlarındaki bir bildirisinde şunlar yazıyordu:

“Proleter enternasyonal çökmemiştir ve çökmeyecektir. İşçi kitlesi, önündeki engeller her ne olursa olsun, yeni bir Enternasyonal yaratacaktır… Yaşasın bütün ülkelerin burjuvazisinin şovenizmine ve vatanseverliğine karşı işçilerin uluslararası kardeşliği! Yaşasın oportünizmden kurtulmuş bir proleter Enternasyonal!”

İsviçre’nin Zimmerwald kentinde 1915’te yeni bir enternasyonalin kurulması için ilk toplantı yapıldı. Ertesi yıl Kienthal’de bir toplantı daha gerçekleşti. Az sayıda kişinin katıldığı konferansta iki eğilim birden vardı: Savaşa karşı olan pasifistler ve uzlaşmaz fikirleri savunan devrimciler. Bu tablo karşısında Lenin yeni Enternasyonal’in kurulmasını dayatmaktan kaçındı, ama 1916’nın sonunda uluslararası işçi hareketi içinde nihaî ayrışmanın yaşandığını, 2. Enternasyonal’den ayrılıp 3. Enternasyonal’i kurmanın vaktinin geldiğini savunacaktı. Ancak 2. Enternasyonal partileri hâlâ güçlüydü ve Avrupa işçi sınıfının örgütlü kesimlerini hâlâ saflarında tutuyorlardı.

1917 Ekim Devrimi

1917 Şubat’ında Rusya’da kendiliğinden harekete geçen işçiler kitle grevleriyle Çarlık rejimine son verdi. İşçileri doğrudan demokrasi organı olan Sovyetler (işçi konseyleri) ortaya çıktı. 1917 Ekim’inde sosyalist devrim gerçekleşti ve iktidar Sovyetlerin eline geçti. Rus devrimi, dünya kapitalizmini sarsan büyük bir devrimci dalga başlattı.

Ekim Devrimi’ne liderlik eden ve Sovyet hükümetini oluşturan Bolşevik Parti, Rus devriminin dünya devriminin başlangıcı olduğunu, diğer ülkelerde, özellikle Almanya’da, sosyalist devrim zafere ulaşmadan Rusya’da işçi iktidarını ayakta tutmanın mümkün olmayacağını iyi biliyordu.

Komünist Enternasyonal’in kuruluşu

Rusya’daki devrimi Almanya, Avusturya, Macaristan ve İtalya’daki kitle grevleri ile işçi konseylerinin kurulması izledi. Avrupa kapitalizmi benzeri görülmemiş bir kriz yaşarken 3. Enternasyonal’in kurulması için koşullar olgunlaşıyordu. “Komünist Enternasyonal” (Komintern) olarak adlandırılan 3. dünya partisinin kuruluş kongresi 2-6 Mart 1919’da Moskova’da toplandı.

Kuruluş Kongresi’nde 54 delege bulundu. Karar alıcı oy hakkına sahip olan 35 delegenin sadece dördü Rusya dışında yaşıyordu. Komintern’i kuran parti ve örgütler, Bolşevik Partisi dışında herhangi bir temsil yeteneğinden yoksun, küçük ve etkisiz örgütlerdi.

3. Enternasyonal’i ilk ikisinden farklı kılan bu zaafa karşın Lenin ve Bolşevikler Avrupa’daki devrimci duruma gözlerini dikmişti. Devrimci dalga içinde küçük örgütler kitlesel partilere dönüşecek ve yeni enternasyonal dünya devrimin kitlesel önderi olacaktı. Kuruluş kongresi, kendini Komünist Enternasyonal’in ilk kongresi ilan ederken devrimci dalganın yarattığı iyimserlik hakimdi. ABD hükümetinin Paris temsilcisi 1919 yılının baharında günlüğüne şunları yazmıştı: “Bolşevizm her yerde güç kazanıyor. Macaristan şu günlerde onların eline geçti. Bir barut fıçısı üzerinde oturuyoruz ve onu ateşleyecek kıvılcım her an çakabilir.”

Sektlerden kitlesel partilere

Gelişmeler Lenin ve Bolşeviklerin iyimser öngörülerini haklı çıkartır nitelikteydi. Rus Devrimi’nde üç yıl sonra, devrimci akımlar sekt olmaktan çıkıp kitlesel partilere dönüşüyordu. 2. Enternasyonal üyesi partiler her ülkede ikiye üçe bölünüyor, kalabalık gruplar Komintern’e katılıyordu. 1919 Şubat’ında Spartakist ayaklanması bastırılıp Rosa Lüksemburg ve Karl Liebknecht katledilmiş olsa da, Almanya’da devrimci dalga devam ediyordu.

Ancak birçok Avrupa ülkesinde gelişen ayaklanmalar başarıya ulaşamadı. Yeni devrimci partiler güçlense de işçi sınıfının ana gövdesi hâla sosyal demokrasiden kopmamıştı. 3. Enternasyonal’in genç partilerinin deneyimsizliği sonucu Rusya dışında hiçbir ülkede iktidar işçilerin eline geçemedi.

Devrimci strateji ve taktikler

Komünist Enternasyonal’in 2. Kongresi Temmuz-Ağustos 1920’de Moskova’da toplandı. 35 ülkeden 217 delege katıldı. Rus partisi dışında İtalya, Norveç ve Bulgaristan’da örgütlü üç kitlesel parti kongrede yer alıyordu. Alman Komünist Partisi gibi güçlü, Avusturya ve Macaristan partileri gibi küçük fakat etkili örgütler de temsil ediliyordu. Çekoslovakya sosyalist solu, ABD ve İngiltere’de örgütlü birçok grup, Fransız sosyalistleri ve önceki Enternasyonallerden farklı olarak Asya’nın önemli ülkelerindeki devimci partilerin temsil edildiği 2. Kongre bir dünya kongresiydi.

Kızılordu’nun Polonya üzerine yürüdüğü esnada toplanan kongreye iyimserlik ve aşırı coşku havası hakimdi. Buna karşılık 2. Kongre strateji ve taktik adımların tartışılmasına yoğunlaştı.

İlk önemli tartışma sosyalistlerin parlamento seçimlerine karşı tutumu üzerine gelişti. İtalyan sosyalist Bordiga parlamentonun ve seçimlerin her koşulda reddedilmesini savunuyordu. Yalnız da değildi, birçok ülkeden gelen delegenin desteğini aldı.

Lenin bu aşırı sol görüşe karşı çıktı. Devrimcilerin gözünde parlamento bitmiş olabilirdi, ama işçi kitlelerinin gözünde hâlâ yerinde duruyordu. Bu durumda Komintern’in görevi geniş işçi kitlelerinin parlamento üzerine önyargılarına karşı gerçeğin sabırla anlatılmasıydı. Eğer parlamentoyu ortadan kaldıracak bir durumda değilsek, onun içine girip kürsüden işçilere basit ve anlaşılır bir dille devrimin gerekiliğini anlatmalıyız diyen Lenin, sadece aşırı sola değil, reformizmle arasına set çekmeyen merkezciliği de karşı çıkıyordu. Burjuva parlamentosuna komünistlerin girişi partinin kararıyla olmalıydı ve parlamenter faaliyet yine parti merkezi tarafından belirlenmeliydi. Bu yaklaşım, 2. Enternasyonal’in gevşek tutumundan farklı olarak parlamenter alanın dışarıdaki mücadeleyle sıkı bir şekilde birleştirilmesi ve örgütlenmeye hizmet etmesi stratejisine bağlıydı.

Diğer bir tartışma komünistlerin sendikalara karşı tutumu üzerine oldu. Lenin, komünistlerin ayrı sendikalar kurması fikrine karşı çıktı.

Komünist Enternasyonal’in 2. Kongresi ulusal sorun ve sömürgeler sorununu da gündemine aldı. Komünistlerin, sömürge ülkelerdeki ulusal demokratik hareketlere destek vermesi, ancak bu hareketleri sosyalist olarak niteleyip içinde erimemesi gerektiği vurgulandı. Ezilen halkların sömürgeciliğe ve emperyalizme karşı mücadelesinin uluslararası işçi hareketinin müttefiki olduğu vurgulandı.

Bir diğer önemli tartışma tarım sorunu üzerine yaşandı. Enternasyonal, kırsal alanlarda işçi sınıfının müttefikinin tarım işçileri olduğunu, mülkiyet sahibi köylülerin devrimci bir rol oynamayacağının altını çizdi.

Lenin ve Bolşevikler, merkezci olarak adlandırılan sağ kanada karşı siyasî ve teorik mücadeleyle yetinmeyerek örgütsel tedbirlere de başvurdu. Komünist Enternasyonal’e üye olmak için 21 koşul önerdiler. Bu koşullar üye olan partilerin devrimci sosyalist bir yapıda olmasını sağlamaya yönelikti.

İkinci kongrede hem aşırı sol hem de merkezci kanadın fikirleri yenilgiye uğradı. Lenin’in fikirleri ve 21 koşul kabul edildi. Kongreden geriye kalan en önemli taktik adım ise reformist işçilerle komünist işçilerin ortak talepler etrafından birleşik cephe oluşturmasıydı. İşçi kitlelerinin mücadele içinde değişeceğini kabul eden ‘birleşik işçi cephesi’, komünistlerin en güvenilmez unsurlarla dahi geçici ittifaklar kurarak geniş işçi kesimlerine ulaşmasını ve onları devrimin gerekliliği fikrine kazanmasını temel bir mücadele taktiği olarak öne çıkardı.

Komintern’in üçüncü kongresi 1921’de, dördüncü kongresi 1922’de toplandı. Bu ilk dört kongredeki tartışma ve kararlar, dünya işçi sınıfı hareketinin o güne kadarki tüm ders ve deneyimlerinin en özlü ifadesini oluşturur, günümüze de ışık tutmaya devam eder.

Tek ülkede sosyalizm ve Komintern’in ölümü

1923’te ikinci Alman devrimi de yenildi. Rusya’da, Alman devriminin zaferini bekleyen işçi iktidarı toplumsal temelini yitirirken parti ile devlet iç içe geçmeye başlıyordu. Kızıl Ordu’nun ve bürokrasinin gücü artarken işçi konseyleri ve komiteleri sadece bir kabuktan ibaret hale geliyordu.

Lenin yaşamının son yıllarında Bolşevik Parti içinde öne çıkan bürokrasiye karşı mücadele etti. Stalin’in Rusya’nın eski sömürgelerindeki partiler üzerinde Rus egemenliğini dayatmasına karşı çıktı. Bu dayatma, Komünist Enternasyonal açısından da büyük bir tehdit anlamına geliyordu.

Rusya’da iktidar işçi sınıfından bürokratik sınıfın eline geçerken, Komintern’deki Rus egemenliği diğer ülkelerin komünist partilerinin Stalin ve arkadaşları ne derse yapmasına yol açtı; 1924’te toplanan 5. Kongre ile Komintern’in yozlaşması ve devrimci bir örgüt olma özelliğini yitirmesi süreci başladı.

Dünya devriminin artık sona erdiğini düşünen Stalin, 1926’da tek ülkede sosyalizmin mümkün olduğunu savunmaya başladı. Ulusal sosyalizm mümkünse bir dünya devrimine ve bu devrimi örgütleyecek bir dünya partisine de ihtiyaç yoktu. Oysa gerçekte, devrimci dalga bitmemişti. İngiltere’de 1926’da o zamana kadarki tarihin en büyük genel grevi gerçekleşti. Çin’de 1927’de işçiler devrim için ayaklandı. Komintern iki büyük olay ve sayısız daha küçük ölçekte olaya müdahale etmeyerek yenilgilerine zemin hazırladı.

Komintern’in 6. Kongresi 1928’de devrim programının merkezine tek ülkede sosyalizmin mümkün olduğu fikrini oturttu. SSCB, sosyalizmin anavatanıydı ve Komintern üyesi partilerin başlıca görevi SSCB’nin savunulmasıydı. Aynı yıl Rusya’da ‘beş yıllık plan’ ile hızlı sermaye birikimi başlatılıyor ve bürokratik devlet kapitalisti bir rejim inşa ediliyordu. Bürokrasinin derdi bir yandan kendi iktidarını pekiştirmek, bir yandan da Batı’yla ekonomik, siyasî ve askerî alanlarda rekabet etmekti. Komintern bu rekabetin aracı olarak kullanıldı. Komünist partiler, SSCB’nin birer uydusu haline getirilerek kendi ülkelerinde devrim yapma fikrinden uzaklaştırıldı.

Almanya’da 1933’te Naziler iktidara geldi. Nazilerin iktidarı komünist ve sosyal demokrat işçilerin birleşik cephesiyle önlenebilirdi. Ancak stalinist bürokrasi Komintern’in ilk dört kongresinde hakim olan birleşik işçi cephesi taktiğini reddederek Nazilerin iktidara yürüyüşü sırasında “sosyal-faşist” olarak nitelediği sosyal demokratlara karşı mücadele etmeyi Alman komünistlerine önerdi. Sonuç felaket oldu, ancak Komintern bu ağır yenilgiyle yüzleşmedi.

Komintern’in 7. ve son kongresi 1935’te toplandı. Stalinist bürokrasi Komintern partilerine kendi ülkelerindeki “demokrat burjuvalarla” ittifak kurmasını önerdi. Stalin, SSCB’nin Naziler tarafından işgal edileceğini düşünüyor, Batı kapitalizmini ise ittifak kurulacak güç olarak görüyordu. Komintern’e üye olan devrimci partilerin devrim yapması engellendi, çünkü bu zaten Komintern’den nefret eden ve kapatılmasını isteyen Batı kapitalizmiyle ittifakı bozardı.

Komintern, SSCB’nin isteğiyle kapatıldı. Fransa ve İspanya’da 1936’da gerçekleşen işçi devrimleri SSCB’nin uydusu olan komünist partiler tarafından boğuldu. Uluslararası işçi hareketinin reformizmle devrimci sosyalizm arasında bölünmesinden doğan 3. Enternasyonal yeni bir ayrışmayı hazırlayarak tarihe karıştı.

Share.

About Author

Leave A Reply